İlk Türk Devletlerinde Sanatın Genel Özellikleri

1. İLK TÜRK DEVLETLERİNDE SANATIN GENEL ÖZELLİKLERİ

Tarih içinde evrensel değer kazanan Türk sanatının kaynakları, Orta Asya’ya kadar uzanmaktadır. Orta Asya Türk sanatının temeli, geleneksel göçebe yaşama dayanır. Bu nedenle yerleşik hayata özgü olan saray, tapınak, kale gibi sanat yapılarına Orta Asya Türk sanatında pek rastlanmaz.

İlk Türk Devletleri’nde Gelişme Gösteren Başlıca Sanatlar:

MADEN İŞLEME SANATI

Demircilik ve maden işçiliği, Türklerin milli sanatlarıydı. Altın ve diğer madenlerden süs eşyaları, eyer ve koşum takımları ve çeşitli savaş aletlerinin yapımı oldukça gelişmişti. Yapılan eşyaların çoğu pars, kaplan, kurt, geyik, at, koyun, keçi gibi hayvan figürleriyle süslenmekteydi.

Kılıç, kalkan, kargı, mızrak imal edilen başlıca savaş aletleriydi. Kılıçların kabzaları, hayvan figürlü altın levhalarla kaplanır ve kıymetli taşlarla süslenirdi. Bu şekilde süslemeye “hayvan üslûbu” adı verilmektedir. Hayvan figürlerinin her alanda yoğun olarak kullanılmasında göçebe yaşantının yanı sıra, tabiat kuvvetlerine olan inancın da etkisi vardır. Tabiat üstü kuvvetlerden korunmak amacıyla yapılan ve özellikle Hunlarda görülen hayvan biçimli heykeller, çadır tepeliği olarak kullanılırdı. Çin’den Tuna boylarına kadar uzanan topraklarda bulunan kurganlarda, maden işleme sanatına ait sayısız eserlere rastlanmıştır.

DOKUMACILIK

Altaylar ve Orhun bölgesinde yapılan arkeolojik kazılarda, giyim eşyalarına, halı ve kilim örneklerine rastlanılması, Türkler arasında dokuma sanatının da geliştiğini göstermektedir. Halı dokumacılığı, Türklerin dünya medeniyetine bir armağanı olarak kabul edilir. Halı ilk kez Türkler tarafından koyun yününden dokunmuş ve kullanılmıştır.

Kurganlarda çıkan halı ve tekstil işleri, Hun sanatı bakımından ayrı bir önem taşımaktadır. Bunlar içinde keçe üzerine ince ve renkli deriler işlemek suretiyle yapılan eyer altı örtüleri orijinal Hun üslûbunu yansıtmaktadır. Türklere ait en kalıcı ve büyük eserler halı sanatı alanında olmuştur. Çadırın içini sıcak ve sevimli tutan, üstelik kolayca toplanıp yüklenebilen halı, göçebe hayat için çok uygundu. Bunun yanı sıra halı yapılması için malzeme de boldu.

HEYKEL

Türk sanatında ilk heykel örneklerine Göktürkler Dönemi’nde rastlanılmaktadır. Bu döneme ait en önemli eserler Orhun nehri dolaylarında bulunmaktadır. Bu bölgede Kültigin’in mermerden yapılmış heykelinin baş kısmı ile eşine ait mermer bir yüz parçası bulunmuştur. Göktürk heykel sanatının en karakteristik örnekleri balballardır. Türkler, ölen kahramanların mezarları başına, hayattayken yendiği düşman kadar heykel dikiyorlardı. Bu heykellere “balbal” adı verildi. Yine, Göktürkler Dönemi’ne ait kurganlarda mezar bulunan koç heykelleri geleneği, daha sonraları Anadolu’da da uzun yıllar devam etmiştir.

Heykel sanatı Uygurlar Dönemi’nde oldukça gelişme göstermiştir. Uygur heykellerinin kaynağı, Göktürkler ve diğer Türk devletlerinde çok yaygın örneği olan balballara dayanıyordu. Başlangıçta normal insan boyundaki heykeller, giderek yerlerini 10 m’yi aşan heykellere bırakmışlardır. Uygur heykel sanatında at, deve, keçi, fil heykellerinin insan heykellerinden daha fazla yapıldığı ve hayvan üslûbunun ağır bastığı görülmektedir.

RESİM

Türklerin resim sanatıyla da çok eski devirlerden beri ilgilendikleri görülmektedir. Hunlardan kalma eserler üzerinde insan ve hayvan resimleri bulunmaktadır. Göktürler Dönemi’nde de Bilge Kağan ve Kültigin için yapılan anıtların duvarlarında her ikisinin savaşlarını canlandıran tasvirler yer almaktadır. Türk resim sanatı özellikle Uygurlar Dönemi’nde ilerledi.

Uygurlar ile birlikte resim sanatında üslup ve teknik değişikliği kendini gösterdi. Uygurlar aracılığı ile Türk resminde gerek teknik ve gerekse düşünce yönünden Uzak Doğu’nun etkisi kendini göstermeye  başladı. Uygurlar, kitaplarını, tapınaklarını çok güzel resim ve minyatürlerle süslediler. Duvar resimleri genellikle Mani ve Buda dininin metinleriyle ilgilidir. Tapınaklardaki duvar resimlerinde başrahibin yolculukları ve maceraları bulunmaktadır. Figürlerin düzen içinde, tek sıra halinde ve dik duruşları, Türk saray düzenini yansıtmaktadır. Fresklerde Uygur şehzadelerinin resimleri çok gerçekçi olarak canlandırılmıştır. Uygur resimlerinde renk olarak parlak ve canlı renklerin çokça kullanıldığıda görülmektedir.

Uygur şehirlerinin kalıntılarında görülen minyatürler, Türk resim sanatının ilk örnekleri olarak kabul edilir. Uygur minyatürleri Moğollar aracılığıyla İslam dünyasına girmiş ve İslam sanatına da etki yapmıştır.

MİMARLIK

Hunlar ve Göktürkler Dönemi’nde halkın büyük bir kısmı göçebe olduğu için büyük ve kalıcı yapılar inşa edilmedi. Bununla beraber, geçici yerleşim birimleri inşa ettikleri ve buralarda evler yaptıkları bilinmektedir. Daha çok  kerpiçten yapılan ve yılın ancak bir kısmında kullanılan bu evlerin sağlam olmasına Hunların ve Göktürklerin pek önem vermedikleri görülmektedir. Çin kaynakları, Hunların, evlerini topraktan inşa ettiklerini yazmaktadır. Buna karşılık Hazarların evlerini ahşaptan, sadece hükümdar sarayını taş ve tuğladan yaptıkları bilinmektedir.

Uygurlar Dönemi’nde yerleşik hayata geçilmesiyle birlikte evler, tapınaklar ve şehirler inşa edilmeye başlandı. Uygur mimarisinde Mani ve Budizm dinlerinin etkisi görülmektedir. Yapılarda kubbeyi ilk kullananlar da Uygurlar oldu. Tek katlı olarak inşa edilen Uygur evlerinin etrafı duvarlarla çevrili olup, içinde koyunların barındığı ahır bulunuyordu. Uygurlar’da surlarla çevrili kentlere “balık” adı verilirdi. Bu şehirlerde saray ve tapınaklar, şehri süsleyen başlıca büyük yapılardı. Tapınakların duvarları ve tavanları, konularını Budizm’den alan frekslerle süslüydü.

MÜZİK

Türk sanatı içinde en gelişmiş unsurlardan biri de musikidir. Orta Asya’daki Türk devletlerinde müzik önemli yere sahipti. Bugün Türk musikisi, kanun ve prensipleriyle diğer köklü dünya müzikleriyle boy ölçüşmektedir. Türk musikisinin güçlü olmasının birinci sebebi kökünün çok eski olup, Orta Asya’ya kadar uzanmasıdır.

Türk musikisinin ilk örnekleri kopuzla çalınan dini nağmelerdir. Destanlar, kahramanlık menkibeleri, aşk türküleri ve çeşitli hatıralar, saz şairleri tarafından kopuz çalınarak söylenirdi. Asya’dan Orta Avrupa’ya kadar her yerde tanınan ve sevilen kopuz, adeta Türk kültürünün damgasını oluşturdu. Hunlarla halk türkülerinin, Göktürk ve Uygurlarda grup musikisinin (orkestra) olduğu tarihi kayıtlarda mevcuttur.

Türkler, nefesli, telli ve vurmalı müzik aletlerini kullandılar. Müzik (davul) aynı zamanda Türklerde hükümdarın egemenlik sembolü sayılırdı. Bir musiki kuruluşu sayılan Türk mehter takımının tarihi başlangıç noktasının ve vurmalı çalgıların kökeninin Orta Asya olduğu anlaşılmaktadır.

EL SANATLARI

El sanatında bulunması gereken bir takım özellikler vardır. Bunlar, geleneğe bağlı olmak, milli sanat zevkini korumak, buluş gücünü yansıtmak ve geliştirmektir. Türkler, el sanatlarıyla ilgilenmişler, meydana getirdikleri ürünlerde de çeşitli özelliklerini yansıtmışlardır. Demir, altın ve gümüşü işlemesini bilen Türkler taş işçiliği ve dokumacılık gibi el sanatlarında da ilerlemişlerdir. Kurganlardan çıkan eşyaların başlıcaları, kadın süs eşyaları, kemerler, kılıçlar, kapkacak, masa, sandalyeler ile ipekli ve yünlü kumaşlardır.

Pazırık Kurganı’ndan çıkan el halısı ile Esik Kurganı’ndan çıkarılan Altın Adam heykeli Türklerin el sanatlarındaki başarılarını göstermektedir. Halıcılık Türklerin milli sanatı olarak Anadolu’da Türkiye Selçukluları döneminde zirveye ulaşmıştı. Yine çini sanatının kökeni Orta Asya’dır ve Bu sanat da Anadolu’da Türkiye Selçukluları ve Osmanlılar tarafından en mükemmel seviyesine çıkarılmıştır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.