Klasik Dönem Osmanlı Devlet Teşkilatı

C.    KLASİK DÖNEM OSMANLI DEVLET TEŞKİLATI

1.    Osmanlı Devlet Anlayışı

OSMANLIDA DEVLET ANLAYIŞI
İlk Türk hakanları açık alanlarda halka büyük toy ve şölenler sunmayı kendilerine vazife edinmişlerdi. Böyle toy vermeyen hakanların saygınlığı olmazdı.
Kutadgu Bilig’de hükümdara şu öğütler verilir: “Hâzineni aç ve servetini dağıt. Uyrukların çoğalınca gaza yapar hâzineni doldurursun çünkü halkın aklı fikri hep karnındadır… Yiyip içmeyi esirgeme onlardan.”
Derviş Sarı Saltuk, Osman Gazi’ye şu öğüdü verir: “Adil ol, yan tutma; yoksulun ahım alma, tebana kötü davranma. Kadı ve valilerini denetle ki iktidarda kalasın ve halk bağlılığını yitirmesin.”
Osmanlı kaynaklarına göre “Osmanlı sarayında ‘Halk gelsin, yesin.’ diye yemekler hazırlanır, bunu duyurmak için de ikindi vakti nevbet çalınırdı.” Fatih Sultan Mehmet’in veziriazamı, “Devlet hâzinesini zenginleştirmeli ancak hükümdar askerden parayı esirgememeli cömert hareket etmelidir.” demiştir.
Prof. Dr. Osman TURAN, Türk Cihan Hâkimiyeti Mefkuresi Tarihi, s.183 (Düzenlenmiştir.).

Yukarıdaki metne göre Osmanlı Devleti, Türk devlet anlayışının hangi esaslarını devam ettirmektedir?

Osmanlılar, devlet teşkilatlanmasında kendinden önceki Türk devletlerinin tecrübelerinden yararlanmakla birlikte Türkiye Selçuklularını ve İlhanlıları da örnek almıştır. Bir süre Selçuklular ve İlhanlılara bağlı bir uc beyliği statüsünde bulunan Osmanlıların devlet kurma aşamasında Türkiye Selçuklu Devleti’nde görev yapmış devlet adamlarını idari alanlarda istihdam etmesi bunda etkili olmuştur.

Osmanlı klasik dönem kültür ve medeniyetinin oluşumunda Orta Asya Türk gelenekleri, İslamiyet’in getirdiği kültürel değerler ve hâkim olduğu coğrafyadaki kültür unsurları etkilidir. Bu üç unsur zamanla imparatorluk özelliklerine göre şekillenmiştir. Ancak bu sentez kültürde, Türk karakteri her zaman hâkim olmuş; devlet yönetimi, ordu, dil, musiki, mimari, edebiyat, folklor vb. alanlarda kendini hissettirmiştir.

İlk Türk devletlerindeki adil yönetim, Türk cihan hâkimiyeti ülküsü ve kanun üstünlüğü anlayışı ile Osmanlı Devleti’nde de devam ettirilmiştir. Bu anlayış “devleti ebet müddet”, “nizamı âlem” ve “kanunu kadim” esasları ile süreklilik kazanmıştır.

“Devleti ebet müddet” anlayışı ile devletin sonsuza kadar yaşatılması hedeflenmiş, “nizamı âlem” de bu hedefin bir uzantısı olmuştur. Anlam itibarı ile dünya düzeni olan bu anlayışta asıl amaç Osmanlı ülkesindeki kamu düzenini sağlamaktır. Bunu her şeyin üstünde gören Osmanlı sultanları, nizamı âlemin sürekliliğini sağlamak için halkın adaletli yönetilmesini ve memuriyetlerin ehline verilmesini önşartolarakgörmüşlerdir.

İlk Türk devletlerinde olduğu gibi adaletin sağlanmasını devletin kanunlara göre yönetilmesine bağlayan Osmanlılar, örfi kuralları kanunlaştırmıştır. Fatih Kanunnamesi ile Osmanlı devlet hukuku gerçek anlamda düzene konulmuş; devletin işleyişinde memurların statü ve yerleri belirlenmiştir. Böylece devlet-toplum, devlet-fert arasındaki ilişkileri düzenleyen kanunlar meydana getirilmiş ve bütün tebaanın genel olarak kanun önünde eşitliği kabul edilmiştir.

Başlangıçta bir uc beyliği olan Osmanlılar, doğudan göç eden Türk boyları ile beslenip kısa sürede güçlenmiş, İstanbul’un fethinden sonra çeşitli unsurlara hâkim büyük bir cihan devleti hâline gelmiştir. Devleti meydana getiren bütün unsurlar da Türk ahlak ve kültür değerlerini benimsemiş ve zaman içinde kendilerini “Osmanlı” olarak ifade etmişlerdir.

İlk Türk-İslam devletlerinde olduğu gibi Osmanlı Devleti de bünyesinde her türlü inanç sistemine anlayış gösteren bir yapıya sahiptir. Devlet içindeki gayrimüslimler din, mezhep, vicdan özgürlüğü yanında kendi kültürlerini cemaat sistemleri içinde yaşatma hakkına da sahip olmuşlardır. Fatih Sultan Mehmet, Rum, Yahudi ve Ermenilerin devletin müdahalesi olmaksızın kendi dinî kuruluşlarını tesis etmelerine müsaade etmiştir. Ancak sahip olunan hak ve ayrıcalıkların, devletin genel yapısına ve işleyişine yansıtılmasına izin verilmemiştir.

Osmanlı Devleti’nde güçlü bir merkezî otorite tesis edilmiştir. Özel mülkiyet sınırlandırılmış, kentler, zanaatlar ve ticaret yakından denetlenmiştir. Ayrıca zaman zaman insan, mal ve servet sayımları yapılmış ve sonuçları “tahrir defteri”ne (yazım defteri) kaydedilmiştir.

MACARLARA GÖRE OSMANLI

Tekirdağ’da yazdığı mektuplarıyla Macar edebiyatında önemli yer edinen Mikes Kelemen, 1725’te şöyle diyordu: “… Başka hiçbir memlekette sığıntıya bu kadar yardım edilmez. Hiçbir yerde buradaki gibi sakin ve rahat olamayız. Tanrı’ya şükür şimdiye kadar aramızda en küçük bir kırgınlık olmadı. Türklere nerede rast-lasak bizi hep iyilikle karşıladılar, çünkü Türkler en çok Macarları severler.”

Prof. Dr. Laszlo RASONYI, Tarihte Türklük, s. 213.

2.    Merkez Teşkilatı

Osmanlı Merkez TeşkilatıÖnceki Türk ve Türk-İslam devletlerinden farklı olarak Osmanlı Devleti’nde daha merkezî bir yönetim oluşturulmuştu.

Hükümet, ordu ve eyaletler doğrudan doğruya padişahın şahsına bağlı bir bütün olarak düşünülmüş, bütün birimler devletin merkezi olan İstanbul’dan yönetilmişti. Merkez teşkilatı; hükümdar, saray ve Divanıhümayun olarak sıralanmıştı.

a.    Hükümdar

Aşağıdaki metinleri okuyunuz. Ok – yay münasebetini de dikkate alarak ilk Türk ve Türk-Islam devletlerindeki hangi özelliklerin Osmanlı Devleti’nde devam ettiğini tespit ediniz.

OK-YAY MÜNASEBETİNE GÖRE

Bilecik’in fethinden sonra Dursun Fakih, cuma namazının kılınması için sultandan izin almanın gerekli olduğunu Osman Gazi’ye kayınbabası Şeyh Edebalı vasıtasıyla bildirdi. Osman Gazi, “Bu şehri kendi kılıcımla aldım. Onda sultanın ne hakkı var?” cevabını verdikten sonra ilave etti, “Ona sultanlık veren Allah bana da hanlık verdi. Eğer o ben Al-i Selçuk’um derse ben de Gök Alp oğluyum.” sözleriyle hâkimiyet hakkının kendisine intikal ettiğini ileriye sürdü. Karacahisar’da cuma, Eskişehir’de bayram hutbesini kendi adına okuttu.

Sefa ÖCAL, “Dursun    Türk Dünyası Tarih Dergisi, Sayı 34, s. 25-27 (Düzenlenmiştir.).

KANUNİ’NİN OĞLUNA NASİHATİ

I. Süleyman tahtı ele geçirmek için düzen kuran oğlu Beyazıt’a “Geleceğin için her şeyi Allah’a bırakmalısın çünkü hükümdarlıkları ve yönetimlerini düzenleyen, kişiler değil, Allah’ın taktiridir. Allah ülkenin benden sonra senin olmasını istemişse yaşayan hiç kimse bunu engelleyemez.” demiştir.

Prof. Dr. Halil İNALCIK, Osmanlı İmparatorluğu Klasik Çağ, s. 65.

Osmanlı Devleti’nin Kuruluş Döneminde yönetimde eski Türk töresine uygun olarak boy sistemi usulleri tatbik edilmiştir. Yönetim hakkına sahip olan Osmanlı ailesinin reisi aynı zamanda memleketin de yöneticisidir.

Başlangıçta “bey”, “gazi” unvanlarını taşıyan Osmanlı hükümdarları daha sonra “hüdavendigâr”, “sultan”, “han” ve “padişah” unvanlarını da kullanmışlardır.

Yukarıdaki unvanları kullanan padişahlara örnekler veriniz.

İlk Türk devletlerinde olduğu gibi Osmanlılarda da hükümdarlığın ilâhi takdire göre belirlendiğine inanıldı ve hükümdar olma hakkı “Âl-i Osman” olarak adlandırılan Osmanlı ailesine verildi. Başlangıçta ülkenin hanedanın ortak malı sayılması düşüncesi ve hükümdarlığa hanedan ailesinden kimin geçeceği konusunda bir kuralın olmaması geleneği devam ettirildi. I. Murat’a kadar devlet adamları ve askerlerce sevilen ve takdir edilen şehzade hükümdar olurken I. Murat’tan itibaren “Ülke hanedanın ortak malıdır.” anlayışının yerini “Ülke padişahın oğullarınındır.” anlayışı aldı.

Fatih Kanunnamesi, devletin bekasının sağlanması ve taht kavgalarının önüne geçilmesi için tahta çıkan hükümdarın gerekli tedbirler almasına izin verdi. XVII. yüzyıla kadar devam eden bu üsul I. Ahmet’ten itibaren, “ekber ve erşed” (hanedanın en büyük erkek evladının Osmanlı tahtına geçmesi) şeklinde değiştirildi.

1876’da hazırlanan Kanunu esasi ile hanedanın en yaşlı erkek üyesi, veliaht olarak kabul edildi. I. Murat’tan itibaren tahta geçme usulünde yapılan bu yeniliklerle Osmanlı Devleti veraset konusunda diğer Türk devletlerinden ayrılmış oldu.

Osmanlı Devleti’nde padişah cülus töreni ile tahta çıkardı. Cülus töreni Osmanlı padişahlarının tahta çıkmalarını takip eden ilk günlerde Eyüp Sultan Türbesi’nde kılıç kuşanmaları dolayısıyla yapılan merasimdi.

Padişah; yasama, yürütme ve yargıya ait her türlü yetkiyi şahsında toplardı. Ancak kanun, nizam, örf, âdet ve geleneklere uymak zorundaydı. Bir işe başlamadan önce padişahın, devlet adamları, komutanlar ve şeyhülislama danışması gerekirdi. Bütün bunlar onun otoritesini bir nevi sınırlandırmaktaydı.

XVII ve XVIII. yüzyıllarda padişahın yetki ve görevlerinde bir değişiklik olmadı. Ancak siyasi ve askerî şartlar gereğince padişahların otoritesi; yeniçeri, ümera ve ulemanın nüfuzu ile sınırlandırıldı. Yeniçeri ve ulemanın desteği olmadan ıslahat ve yeniliklere teşebbüs eden padişahlar, bu girişimlerinde başarılı olamadı.

b.    Saray

Osmanlı Devleti’nde saray, Türk-İslam devletlerinde olduğu gibi hem padişahın özel hayatının geçtiği evi hem de devlet işlerinin yürütüldüğü merkezdi. Divan toplantıları, cülus töreni, yabancı elçilerin kabulü ve bayramlaşma törenleri burada yapılırdı. Devletin yürütme organı olan hükümet, sarayın “Bâbüssaâde” denilen kısmında toplanırdı.

Osmanlı Devleti’nde XVI. yüzyıla kadar idareci kadrolar, genel olarak ilmiye ve seyfiye sınıflarından seçilirdi. İlmiye sınıfı ilim adamlarından, seyfiye ise askerlerden oluşurdu. Bürokratik işler bu sınıflara mensup kişiler tarafından yürütülürdü. Bu yüzyıldan itibaren bunlara bürokratların oluşturduğu kalemiye sınıfı eklendi.

Yönetim ve askerlik konusunda önemli görevleri olan seyfiye, devşirme kökenli kişilerden oluşurdu. Devşirme, Türk-İslam devletlerindeki gulam sisteminin, bazı farklılıklarıyla Osmanlı Devleti’nde uygulanmasıydı. Bu sistemi Türkiye Selçuklularından alan Osmanlılar, yalnızca Hristiyan kökenli çocukları eğitmeleri ve onları hem askerî hem de idari alanda istihdam etmeleriyle diğer Türk-İslam devletlerinden ayrıldı.

Yandaki Topkapı Sarayı’m gösteren minyatürü inceleyiniz. Aşağıdaki soruları cevaplandırınız. Topkapı Sarayı minyatürü

•    Sarayda kimler yaşamaktadır? Tespit ediniz.

•    Çizili alan neresi olabilir?

•    Minyatürde görünen kısım sarayın hangi bölümüdür?

Devşirme sistemine göre alınan çocuklar Anadolu’daki Türk ailelerinin yanına gönderilerek Türk-İslam kültürüne göre yetiştirilirlerdi. Daha sonra bir kısmı eğitilmek üzere küçük saraylara (Edirne, Galata, İshak Paşa ve İbrahim Paşa sarayları gibi), diğerleri de Acemioğlanlar Ocağı’na gönderilirlerdi.

Saraylara gönderilen çocuklar gerekli eğitimi aldıktan sonra seçime tabi tutulur, bir kısmı Topkapı Sarayı’na diğerleri kapıkulu süvari ve silahtar bölüklerine yerleştirilirdi.

Topkapı Sarayı’nda eğitimlerini tamamlayanlar merkezde ve taşrada önemli mevkilerde görevlendirilirdi. Eyaletlerde görev alan beylerbeyi, sancakbeyi ve vezir rütbesindeki devşirmeler haremde eğitim alan cariyelerle evlendirilirdi. Böylece bu yöneticilerin eyaletlerde yerli büyük ailelerin kızlarıyla evlenmeleri önlenerek merkezî otorite korunur ve taşradaki adil yönetimin sürekliliği sağlanırdı.

Osmanlı Devleti’nin kuruluş yıllarında devlet idaresinde ön planda olan Türk kökenli vezir ve beyler, Veziriazam Çandarlı Halil Paşa’dan sonra bu özelliklerini kaybetti.

Bunların yerini devşirmeden yetişen devlet adamlarının almasıyla Osmanlı yönetiminde devşirme ve Türk kökenli devlet adamları arasında rekabet görülmeye başladı.

DEVŞİRME SİSTEMİ

Devşirme sistemi özellikle Rumeli’deki Hristiyan köy ve kasabalarında uygulanırdı.
Devşirme Kanunu’na göre görevli memurlarca 8-20 yaşları arasında kırk haneden bir kişi alınırdı. Tek çocuklu ailelerin çocukları alınmazdı. Aile şeceresine dikkat edilerek alınan bu çocuklarla ilgili her türlü bilgi defterlere kaydedilirdi.
Osmanlı padişahları bu şekilde yetenekli kişileri seçerek sadece kendilerine bağlı askerî ve bürokrat bir sınıf oluşturmayı amaçlardı.
Prof. Dr. Abdülkadir ÖZCAN,    Teşkilat”, Osmanlı Dünyayı Nasıl Yönetti, s. 97-98 (Özetlenmiştir.).

c.    Divanı hümayun

Osmanlıların Kuruluş Döneminde, yönetimle ilgili kararlar alınırken eski Türk töresi ve boy usulleri uygulanırdı. Orhan Bey’den itibaren devletle ilgili önemli meseleler, hükümdarın başkanlık ettiği ve bir kısım devlet adamının oluşturduğu “Divanı hümayun”da görüşülürdü. Fatih Dönemiyle birlikte sadrazam Divanı hümayuna başkanlık etmeye başladı.

Divanıhümayunda toplumu ilgilendiren, idari, mali ve askerî konular ve yöneticilerin kendi başlarına karar veremedikleri meseleler görüşülür, karara bağlanır ve padişahın onayına sunulurdu. Burada alınan kararlar şeyhülislamın fetvasından sonra kanun olarak yürürlüğe girerdi. Bu şekliyle Divan, Osmanlı Devleti’nin en önemli yasama ve yürütme organı niteliğini taşımakta, Türk-İslam devletlerindeki Divan-ı Mezalimin yürüttüğü görevi de üstlenmekteydi. Kaza mahkemelerinde karara bağlanan davalar itiraz durumunda ikinci kez burada görüşülürdü.

Divanı hümayunda alınan kararların uygulanması ve kayıtlarının tutulmasında beylikçi, tahvil, ruûs ve amedi kalemleri görevliydi.

Osmanlı Devlet Görevlileri

 

Klasik Dönem Osmanlı Divan üyeleri

 

3. Taşra Teşkilatı

OSMANLI BEYLIGI’NDE TOPRAK YÖNETİMİ

Oruç Bey tarihinde beyliğin ilk yılları şöyle anlatılır: “Osman Gazi aldığı memleketleri bağışladı. Karahisar Sancağı’nı oğlu Orhan’a, subaşılığı kardeşinin oğlu Alp Gündüz’e, Yarhisar’ı Hasan Alp’e, İnegöl’ü Turgut Alp’e verdi. Kayınpederi Edebalı’ya Bilecik gelirlerini tahsis etti. Konur Alp Gazi ve Akça Koca ahrete göçtüler. Orhan Gazi dahi o illeri sancak yapıp oğlu Süleyman Paşa’ya verdi. İnönü Sancağı’nı diğer oğlu Murad Gazi’ye verdi. Orhan Gazi gelip İzmit’i fethetti. Karamürsel derler bir yiğit vardı, o kıyıyı ona verdi. Ülkesini tımar olarak üleştirdi.”

Aşıkpaşazade Tarihi’nde Osman Bey’in dilinden tımar sisteminin esaslarını ihtiva eden şu cümleler yer alır: “Kime bir tımar verirsem, elinden sebepsiz yere almasınlar. O ölünce oğluna versinler. Çok küçük dahi olsa versinler. O, savaşa yarayacak hâle gelinceye kadar sefer vaktinde hizmetkârı sefere gitsin. Her kim bu kanunu tutarsa Allah razı olsun. Eğer neslime kanundan başka kanun koyduracak olurlarsa eden ve ettirenden Allah razı olmasın.”

Yukarıdaki metinleri okuyarak Osmanlı Beyliği’nin kuruluş yıllarında ilk Türk devletlerine ait hangi özelliklerin devam ettirildiğini belirtiniz.

Osmanlı Beyliği’nin ilk dönemlerinde ülke bir hünkâr sancağı ile beyin oğulları tarafından yönetilen sancaklara bölünmüştü. Ancak Türk İslam Devletlerinden farklı olarak daha merkezî bir devlet yapısını hedefleyen Osmanlı Devleti, fethedilen bölgelerdeki idari yapıyı buna hizmet edecek şekilde kurdu. I. Murat Döneminde Rumeli’deki topraklar, sancak statüsüne getirilerek Rumeli Beylerbeyliği’ne bağlandı ve başına Lala Şahin Paşa getirildi. Yıldırım Bayezit zamanında da Anadolu Beylerbeyliği kuruldu.

XV ve XVI. yüzyılda sınırların genişlemesine paralel olarak beylerbeyliklerin sayıları arttı. Ancak derece itibariyle Rumeli Beylerbeyi hepsinin üstündedir. XVI. yüzyıldan sonra da eyalet terimi kullanılmaya başlandı.

FEODALİTE VE TIMAR
Osmanlı Devleti’nde tımar sistemi uygulanırken Avrupa krallıklarında derebeylik sistemi bulunmaktaydı.
Tımar ile derebeylik arasında büyük farklılıklar vardı. Feodaller toprağın gelirini almakla birlikte idari, hukuki ve mali bağımsızlığa sahipti ve kralın bunları azletme yetkisi yoktu. Ayrıca bulundukları yerde halkı kendi malı olarak görürlerdi.
Tımar sisteminde ise tımar sahibi kendisine tahsis edilen topraklarda kiracı durumunda olup elindeki arazinin değil, belli görevleri yerine getirmek karşılığında buralardan elde edilen ürünün devlet adına topladığı verginin sahibiydi. Tımar sahibi, kanunlara ve devlet düzenine uymazsa arazisi alınır, yetkileri de devletin koyduğu kanunlar çerçevesinde sınırlandırılırdı.
Prof. Dr. Yusuf HALAÇOĞLU,    Dönemde Osmanlı Devlet Teşkilatı”, Türkler Ansiklopedisi, C 9, s. 808 (Özetlenmiştir.).

Osmanlı Devleti’nde tımar yerine derebeylik sistemi uygulansaydı devlet açısından neler değişebilirdi?

GÜÇLER AYRILIĞI

Osmanlılar bir bölgenin adil bir şekilde yönetilmesini temin edebilmek için ilk dönemden itibaren buralara iki farklı yetkili atamıştır. Bunlardan biri hükümdarın yürütme yetkisini temsil eden asker kökenli bey, diğeri ise sultanın yasama yetkisini temsil eden ulema kökenli kadıydı. Bir nevi güçler ayrımını gerçekleştiren bu yönetimde bey, kadının hükmü olmadan hiçbir ceza veremez kadı da hiçbir kararını kendi başına icra edemezdi. Kadı kararlarını uygulamada beyden bağımsızdı, emirleri doğrudan doğruya sultandan alır, sultana doğrudan doğruya dilekçe verebilirdi.

Prof. Dr. Halil İNALCIK, Osmanlı İmparatorluğu Klasik Çağ, s. 108.
Osmanlı Devleti, topraklarının genişlemeye başlamasıyla farklı ekonomik yapı ve kültürlere sahip toplulukları idare etmek durumunda kaldı. Merkezî otoriteyi güçlendirmek, aynı zamanda da topluluklar arasındaki dengeyi sağlamak isteyen Osmanlı Devleti bu amaca hizmet edecek bir idari yapı oluşturdu. Bundan dolayı Osmanlı taşra teşkilatında farklı idari uygulamalar görüldü.

Klasik Dönem OsmanlI Devletinde taşra idari birimleri

EYALET SALYANELİ
  •  Tımar sistemi uygulanmaz ve vergiler iltizam usulüne göre toplanırdı.
  • Eyalet gelirleri buradaki görevlilerin maaşları çıktıktan sonra merkeze gönderilirdi.
SALYANESİZ
  • Tımar sisteminin uygulandığı eyaletlerdi.
  • Tahrir defterlerinin tutulması, tımarların teftiş edilmesi bu eyaletlerde merkeze bağlılığı kuvvetlendirdi.
İMTİYAZLI HÜKÜMETLER
  • Osmanlı Devleti’nin hâkimiyetini kabul ederlerdi.
  • İç işlerinde serbest, özel statülü birimlerdi. İdareciler, devlet tarafından seçilirdi.
  • Vergi verirler ve gerektiğinde seferlere asker gönderirlerdi.
  • Hicaz, diğerlerinden farklı bir statüye sahipti (Vergi ve asker göndermezdi.).
YURTLUK – OCAKLIK
  • Bazı toprakların tasarruf hakkı yerli beylere verilirdi.
  • Arazi satılamaz, bağışlanamaz, vakfedilemez ancak miras bırakılabilirdi. Beyler, beylerbeyine karşı sorumlu ve eyalet kadısı tarafından kontrol edilirdi.
  • Vergilerden, gerekli pay alındıktan sonra kalanı merkeze gönderilirdi.
  • Barış zamanlarında kale tamiri vb. işlerle uğraşan bey ve askerleri, savaş durumunda beylerbeyinin emrine girerdi.
  • Tımardan farkı, hizmet karşılığı verilmeyişi ve sahibinin bir kısım kazaî yetkilere de sahip olmasıydı

Yukarıdaki haritayı tablodaki açıklamaları dikkate alarak inceleyiniz. Osmanlı Devleti’nde taşradaki idarenin sınıflandırılmasında nelere dikkat edilmiştir?

Osmanlı taşra teşkilatı büyükten küçüğe doğru; beylerbeyi tarafından idare edilen eyaletler, sancaklar, kazalar ve kazalara bağlı köylerden oluşmaktaydı.

Devletin taşradaki en yetkili temsilcisi, ataması padişah tarafından yapılan “beylerbeyi” idi. Başlangıçta eyaletlerin askerî işlerinden sorumlu olan beylerbeyi, zamanla mülki amir durumuna geldi.

Beylerbeyi hizmetleri karşılığında kendisine tahsis edilen “has“lardan devletin belirlediği ölçüde vergi alırdı.

Eyaletin merkezinde “paşa sancağı” da denilen yerde oturur ve burayı yönetirdi. Bulunduğu eyalette sadece , mülki amir durumundaydı. Yargı yetkisi merkezden yollanan kadıya, mali yetki ise defterdara aitti. Beylerbeyinin eyalete bağlı bulunan ve merkez tarafından atanan sancak beylerinin üzerindeki yetkisi ise sadece teftişten ibaretti.

Taşra yönetiminde beylerbeyinden sonra en yetkili yönetici sancak beyiydi. Bunların maaşları da “has”lardan alınan vergi gelirleriyle karşılanırdı. Sancak beyi, emrindeki askerlerle birlikte beylerbeyinin emrinde savaşa katılırdı.
Kazalarda sivil ve adli işlerden sorumlu olan kadılar merkezden atanırdı. Kazanın belediye işleri de bu kadılar tarafından yürütülürdü.

OSMANLI KLASİK DÖNEM TAŞRA GÖREVLİLERİ
İDARİ BİRİM YÖNETİCİ GÜVELİK ADALET
Eyalet Beylerbeyi Subaşı Kadı
Sancak Sancakbeyi Subaşı Kadı
Kaza Kadı Subaşı Kadı
Köy Köy Kethüdası Subaşı Kadı Naibi

4.    Ordu Teşkilatı

OsmanlIların kuruluşunda ordu, beylik kuvvetlerinden meydana geliyordu.

Orhan Bey Döneminde kurulan ilk düzenli ordu, yaya ve müsellem olmak üzere iki kısımdı. Aynı dönemde küçük çaplı bir donanma da oluşturuldu. Türklerin Rumeli’ye geçmesinden sonra bu kuvvetlerin ihtiyaca cevap verememesi üzerine I. Murat zamanında Türk-İslam devletlerindeki gulam askerlerine benzer özelliklere sahip kapı kulu ocakları kuruldu. Yine Türk-İslam Devletlerindeki ikta sistemi tımar sistemi adı altında varlığını devam ettirerek Osmanlı eyalet askerlerinin önemli bir kısmını oluşturdu.

Güçlü bir askerî yapıya sahip Osmanlı ordusunu kara ve deniz olmak üzere iki kısımda inceleyebiliriz.

Klasik Dönem Osmanlı Ordu Teşkilatı

Tabloyu inceleyerek Türk devlet yönetiminde değişim ve süreklilikle ilgili boş bırakılan yerleri doldurunuz.

TÜRK-İSLAM DEVLETLERİ OSMANLI DEVLETİ
Süreklilik Değişim Süreklilik Değişim
DevletAnlayışı •  Devlet töreye göre yönetilir.• Halkın mutlu edilmesi esastır.

• Adil yönetim uygulanır.

•“Türk cihan hâkimiyeti anlayışı” egemendir.

• “Devlet halk içindir.” anlayışı esastır.

• “Türk cihan hâkimiyeti anlayışı” İslamiyet’in yayıl­ması şekline dönüşmüştür. • Halk adil yönetilir.
HâkimiyetAnlayışı • Hâkimiyet (kut) Tanrı tarafından verilir.
VerasetAnlayışı
HâkimiyetSembolleri
Hükümdarın Özellikleri ve Görevleri
HükümdarUnvanları • Sultan unvanı kullanılır.
DevletYönetimi • Yönetimin başında hükümdar vardır.•Devlet ikili koldan yönetilir.

• Boyların birleşmesiyle oluşan federal bir yapı vardır.

•Önemli meseleler kurultayda görüşülür.

TaşraYönetimi • Topraklar hanedan üyeleri ve boy beylerinin yönettiği idari birimlerden oluşur.
Ordu • Türklerden oluşur. • Ücretli askerî birlikler oluşturulur.• Gulam ve ikta sistemi yeniaskerkaynaklarıdır.

• ilk donanma kurulur.

Hakkında Yorgun

Yorgun... Bir tarih öğretmeni... En iyisini bildiğini iddia etmiyor... Öğrenmeye ve bildiğini,bildiği kadarıyla öğretmeye çalışıyor...

Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.