Çanakkale Muharebeleri

ÇANAKKALE MUHAREBELERİ

1915-canakkale-muharebesi-haritasi1.Dünya Savaşı içinde 3 Kasım 1914 – 9 Ocak 1916 tarihleri arasında Çanakkale Boğazında cereyan eden savaşlara verilen ad.

Merkezî devletler yanında savaşa gi­ren Osmanlı Devleti’ni saf dışı bırakmak amacıyla İtilâf devletleri tarafından dü­zenlenmiş olan Çanakkale harekâtı, I. Dünya Savaşı’nın en önemli askerî faali­yetlerinden birini teşkil etmektedir. Os­manlı Devleti’nin Almanya yanında sava­şa katılmasıyla zor durumda kalan İngiltere ve Fransa, Rusya ile doğrudan temasa geçip savaş güçlerini arttırmak, Osmanlı Devleti’nin Süveyş Kanalı ve Hint yolu üzerindeki baskısını kaldırmak, ay­rıca Orta Avrupa’ya sızan Alman-Avus­turya ordularını arkadan çevirmek için bu harekâtı gerekli görmüşlerdi. Boğaz-lar’a karşı girişilecek bir deniz harekâtı ile İstanbul’un ele geçirilip Osmanlıların savaş dışı bırakılması fikri, özellikle İn­giliz Bahriye nâzın ve sonra başbakanı olan VVinston Churchill tarafından savu­nulmuştu. İtilâf devletleri bu harekâtla ayrıca henüz savaşa katılmamış olan Bal­kan devletlerini de kendi yanlanna çek­meyi hedefliyorlardı.

Batı kaynaklarında “Gelibolu savaşla­rı” adıyla da anılan Boğazlar’a yönelik bu harekâtın ilk deniz hücumu, 3 Ka­sım 1914’te iki İngiliz harp gemisinin Ertuğrul ve Seddülbahir, iki Fransız ge­misinin de Kumkale ve Orhaniye tabya­larını bombardıman etmesiyle başladı. Henüz Osmanlı Devleti’ne resmen savaş ilân edilmeden yapılan bu saldın, hem fiilen savaş ilân edildiğinin, hem de ya­pılacak askerî harekâtın hedefinin Bo­ğazlar olacağının ilk habercisiydi. İtilâf devletleri (Fransa ve İngiltere) 5 Kasım 1914’te Osmanlı Devletine savaş ilân et­tiler. Osmanlı Devleti buna 11 Kasım’da çıkan bir irade ile cevap verdi. İngiliz ve Fransız savaş gemilerinin ikinci hücumu, 19 Şubat 1915te boğazın gerisindeki Türk tabyalarını uzaktan topçu ateşine tutmak suretiyle gerçekleşti. Hemen arkasından İngiliz-Fransız filosu daha çok savaş gemisiyle boğazın önüne gelerek tekrar saldırıya geçti. Ertuğrut ve Orha­niye tabyaları tahrip edildi. Ardından İti­lâf kuvvetlerine mensup bazı savaş ge­mileri 26-27 Şubat günleri boğaza gire­rek merkez tabyalarını ateş altına aldılar; bu saldırıyı mart ayı başlarında tek-rarladılarsa da bir sonuç alamadılar. Bu cephe açılmadan önce bir ay içinde Mar­mara’ya girmeyi planlayan, fakat başa­rısız taarruzlardan sinirleri bozulan İn­giliz Amirali Carden, başkumandanlık ya­pamayacağını bildirdiğinden İngiltere’ye geri gönderilmişti. Girişilecek büyük ta­arruz öncesinde bu kumanda boşluğu İngiliz kuvvetlerini şaşırttıysa da onun yerine Londra’dan gelen emirle en kıdemli Fransız kumandan Amiral J. M. de Robeck tayin edildi. Robeck de Carden gibi bütün gücüyle boğazı zorlayarak İs­tanbul’a ulaşma hazırlıklarına başladı. 17 Mart 1915te Bozcaada’da, Akdeniz orduları başkumandanı General Hamil-ton’un da katıldığı bir toplantıda görü­şülen deniz harekâtı planına göre, bir hafta önce mayınlardan temizlenmiş olan boğazın aşağı kesimlerinde bütün sa­vaş gemileri kullanılarak boğaz zorlana­caktı. Fakat aynı günün akşamı, Türk donanmasına mensup Nusret mayın ge­misinin Karanlık Liman bölgesini ma­yınlaması deniz harekâtının kaderini de­ğiştirdi.

18 Mart 1915 sabahı boğaza giren ve tabyaları topa tutan İngiliz ve Fransız filolan, Çanakkale Boğazı’nın iki yaka­sındaki mevzilerden açılan yoğun ateş ve Karanlık Liman’a dökülen mayınların etkisiyle, mevcutlarının % 35’inİ kaybedip çekilmek zorunda kaldılar. Manevralar sırasında mayınlara çarpan İtilâf donan­masının Bouvet, Ocean, Irresistible savaş gemileriyle iki muhrip ve yedi mayın ara­ma gemisi battı; Gaulois ve Inflexible da dahil olmak üzere yedi zırhlı görev yapa­mayacak duruma geldi. Bu başarılı sa­vunmayı idare eden Çanakkale müstahkem mevki kumandanı Cevad Paşa “18 Mart kahramanı” unvanı ile anıldı.

18 Mart bozgunu İtilâf devletlerine, karadan destek almaksızın yalnız deniz kuvvetleriyle boğazın geçilemeyeceğini gösterdiğinden General Hamilton’un em­rinde bir çıkarma ordusu hazırlanma­ya başlandı. Avustralya ve Yeni Zelanda askerlerinden oluşan kolordu[1][203] Anburnu’na, İngiliz ve Fransız kuvvetleri de Seddülbahir “e çıkartılacak­tı. Bu amaçla yaklaşık 75.000 kişilik bir ordu Limni’de toplanırken Türk başkumandanlığı da Çanakkale bölgesindeki birliklerini yeni kuvvetlerle takviye ede­rek Beşinci Ordu’yu kurdu ve başına Ma­reşal Liman von Sanders’i getirdi. Liman von Sanders, Türk birliklerini boğazın her tarafına dağıtmak yerine muhtemel çı­karma bölgelerine yakın yerlerde topla­dı. Çıkarma harekâtı. 25 Nisan 1915 gü­nü sabaha karşı İngiliz Generali Hamil-ton ve Fransız Generali D’Amade’un (da­ha sonra Couraud) idaresinde başladı. Asıl çıkartma Seddülbahir ve Arıburnu bölgelerine yapılacaktı. Savaş gemileri­nin ve muhriplerin korumasında kıyıya yaklaşan Avustralya tümeninin bir tu­gayını taşıyan çıkarma gemilerinin, akın­tı sebebiyle sürüklenerek kumluk bir kı­yı (Kabatepe) yerine sarp bir kıyı olan Arı­burnu bölgesine çıkmak zorunda kalma­ları üzerine Beşinci Ordu İhtiyat Tümeni kumandanı Mustafa Kemal, herhangi bir emir almadığı halde, 57. Alay’ı bir dağ bataryası ile takviye ederek karşı taar­ruz için Arıburnu’na şevketti. Ayrıca Ece­abat bölgesindeki 27. Alay’ın önemli bir kısmı da çıkarma bölgesine gönderildi.

Bu tedbirler Beşinci Ordu kumandan-lığınca da tasvip edildiğinden karşı taar­ruz başlatıldı. Böylece kıyıya çıkan İngiliz ve Fransız kuvvetleri geri püskürtüldü: ancak geriden gelen kuvvetlerin yardı­mıyla Kanlısırt batısı ile (Sivritepe-Merkeztepe) Yükseksırt hattında tutunabil-diler. İtilâf donanmasına mensup kuvvet­ler, aynı günün sabahında donanmanın ateş desteğiyle Seddülbahir’e de çıkarma yapmaya başladılar. Seddülbahir kesimi­ni ay biçiminde çevreleyen yüzlerce gemi­nin yakın mesafeden Türk siperlerine yönelttiği top ateşine rağmen Türk kuv­vetleri çıkarmaya yeltenenlere ağır zayi­at verdirdi. Daha sonra 27 Nisan’da İngi­lizler yeni bir saldırıda bulundularsa da Türk savunma mevzilerinin 700-800 m. ilerisinde Zığındere – Eski Hisarlık hat­tında durduruldular. 28 Nisan’da İngi­liz ve Fransız birliklerinin ortak bir te­şebbüste daha bulunarak Kirte’yi ele geçirme çabalan da Türk kuvvetlerinin kar­şı taarruzları sonucu başarısızlığa uğra­tıldı.

İtilâf kuvvetleri bütün güçleriyle bo­ğazı zorlarken Türkler de sadece mev­zilerini savunmakla kalmamış, zaman zaman karşı taarruzlarda bulunmuşlar­dır. İlk Türk taarruzunu. Anafartalar böl­gesine çıkan İngilizler’e karşı 27 Nisan 1915 sabahı Anburnu kesimindeki Türk birlikleri gerçekleştirdi. Ancak İngiliz-Fransız savaş gemilerinin yoğun ateşi sebebiyle Türk taarruzu yavaşladı ve İn­gilizleri mevkilerinden söküp atma gü­cünü kaybetti. Türk birlikleri 1 Mayıs sa­bahı tekrar Merkeztepe. Sivritepe. Kan­lısırt hattındaki İngiliz kuvvetlerine saldırdıysa da İngiliz donanmasının etkili desteği bir defa daha Anzak Kolordusu’-nu imha edilmekten kurtardı.

Türk birliklerinin ikinci önemli taar­ruzu, 1 -2 Mayıs gecesi Seddülbahir böl­gesinde gerçekleştirildi ve çok kanlı geç­mesine rağmen önemli bir başarı sağlanamadı. Bunun üzerine 3-4 Mayıs ge­cesi yeniden taarruza karar verildi. Bu defa Türk birlikleri karşısında İngiliz ve Fransız hatlarında çözülmeler başladıy­sa da İngiliz-Fransız savaş gemilerinin açtığı şiddetli ateş yüzünden taarruz dur­duruldu ve birlikler eski mevkilerine çe­kilmek zorunda kaldı. Bundan sonra Türk birlikleri kumandasında bazı değişiklik­ler yapıldı, ordu güney ve kuzey grupla­rı olarak ikiye ayrıldı. Seddülbahir kesi­mindeki birliklere Güney Grubu adı veril­di ve kumandanlığına VVeber Paşa (Vehib Paşa’nın yerine) getirildi. Arıburnu böl­gesi de Kuzey Grubu adıyla önce Esad Paşa’nın. daha sonra da Ali Rızâ Bey’in kumandasına verildi.

Türk ordusunda bu değişiklikler yapı­lırken General Hamilton da Türkler’in mevzilerini tahkim edip takviye almala­rına imkân vermeden Kirte bölgesini al­mak için 6 Mayıs günü İngiliz birlikleri­ni harekete geçirdi: ancak bunlar Türk karşı taarruzu ve yan ateşleriyle geri püs­kürtüldüler. Taarruz İtilâf kuvvetlerince 7, 8 ve 9 Mayıs günleri tekrarlandıysa da yine başarısızlığa uğratıldılar.

Bu arada 11 Mayıs’ta Çanakkale’ye ge­lip cepheyi dolaşan Enver Paşa. Arıbur-nu’nda bir karşı taarruzla İngilizler’i de­nize dökmek için 13 Mayıs’ta Beşinci Or­du kumandanlığına emir vermişti. Bunun üzerine Mareşal Liman von Sanders 19 Mayıs’ta saldırıyı başlattı. Türk birlikleri önce bazı başarılar elde ettiler; ancak dar sahil şeridi üzerinde tutunmaya ça­lışan Anzak kuvvetlerinin şiddetle müda­faası yüzünden kesin bir sonuç alama­dılar. Bundan sonra her iki cephede de günlerce siper savaşları sürdürülmüş, özellikle 21 Haziran’da Kerevizdere, 28 Haziran’da da Zığındere çarpışmaları çok şiddetli geçmiştir. Bunun ardından İtilâf kuvvetleri kesin bir sonuç almak mak­sadıyla büyük takviye kuvvetleri getirtip Türk birliklerinin geri İle irtibatını kes­mek için 6-7 Ağustos gecesi Arıburnu’-nun kuzeyinde Suvla Limanı ve civarına asker çıkararak Anafartalar’a doğru iler­lemeye başladılar. Dört gün süren mu­harebeler sonunda Yarbay Mustafa Ke­mal kumandasındaki kuvvetler tarafın­dan Conkbayırı’nda durduruldular. Böy­lece I. Anafartalar Zaferinden sonra İti­lâf kuvvetlerinin yaptığı bütün taarruzlar neticesiz kaldı. Ancak 21 Ağustos’ta yeni bir saldırı başlattılar. II. Anafarta­lar Muharebesi denilen bu harekât da başarılı olamayınca muharebeler günler­ce süren siper savaşlarına dönüştü. Her iki taraf da büyük güçlükler içinde si­perlerini korumaya çalıştı. Bu çarpışma­larda bütün mahrumiyetlere ve mühim­mat yetersizliğine rağmen Türk askeri Çanakkale’nin geçilmez olduğunu ispat­ladı. Kasım 1915″te cepheye gelen İngi­liz Harbiye Nâzın Lord Kitchener duru­mu görünce bölgeyi tahliye etmekten başka çare kalmadığına karar verdi. Böy­lece İtilâf kuvvetleri. 19-20 Aralık gece­si Anafartalar ve Arıburnu cephesinden. 8-9 Ocak 1916’da da Seddülbahir’den çekildiler.

İtilâf devletlerinin başarısızlığı ile so­nuçlanan Çanakkale muharebeleri. I. Dün­ya Savaşı’nın seyrini değiştirip uzaması­na sebep olduğu gibi Çarlık Rusyası’nın çöküşünü de hazırlamış ve İngiltere’de hükümet değişikliğine yol açmıştır. Bir yıldan fazla süren ve dünya savaş tari­hinde farklı bir yeri olan bu muharebe­lerde her iki taraf büyük kayıplar vermiş­tir. İtilâf devletleri Çanakkale’ye 410.000 İngiliz. 79.000 Fransız olmak üzere ya­rım milyona yakın asker göndermiş, sa­dece İngiliz kuvvetlerinin toplam kaybı 213.980 kişiyi bulmuştur. Çanakkale mu­harebelerine katlan Türk kuvvetleri (yak­laşık 700.000 kişi) genellikle kısım kısım kullanıldığından zayiatın belirlenmesi güç-leşmiş ve çeşitli rakamlar ortaya atıl­mıştır. Bu rakamlar 190.000 ile 350.000 arasında değişmektedir. Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlı-ğı’nın resmî kayıtlara dayanarak tesbit ettiği şehid sayısı ise 213.882’dir.

Türk milleti bu savaşta çok sayıda ye­tişmiş insanını kaybetmesine rağmen, kendine has bir kahramanlık Örneği ser­gileyen ordusu sayesinde. Balkan Sava-şı’ndan kalma ezikliği üstünden atarak büyük bir askerî başarı kazanmıştır. Bu zafer bütün İslâm dünyası ve ezilmiş mil­letler için yeni bir ışık olmuş, Türk ede­biyatında halkın hislerini dite getiren pek çok esere de konu teşkil etmiştir.

 

Bibliyografya:

 

Bahattin Deiar, Çanakkale Seferi, İstanbul 1930; C. F. Aspinall-Oglander. Çanakkale Mu­harebeleri, ingilizlerin Gelibolu Seferinin Res­mi Tarihi[2][204], İstanbul 1932; Fahri Belen, Çanakkale Savaşı, İstanbul 1935; Fevzi Kurdoğlu. Çanakkale, 18 Mart 1915, İstanbul 1935; Kadri Perk. Çanakkale Savaşları Tarihi, İstanbul 1935; Danişmend. Kronoloji, IV, 422-425; Atatürk. Anafartalar Muharebesine Ait Hatıralar[3][205], İstanbul 1955; Orhan Yıldıran, Çanakkale Muharebeleri, An­kara 1966; Erol Ulubelen, Çanakkale Muhare­besi, İstanbul 1967; İhsan İlgar. Çanakkale 1915, İstanbul 1969; Selahaddin Eryıldız. Ça-nakkale Muharebeleri, İstanbul 1969; Frank Kninght, Çanakkale Savaşı, istanbul 1971; Alan Moorehead, Çanakkale Geçilmez[4][206], İstanbul 1972; David Walder. Çanak­kale Olayı.[5][207] İstanbul 1979; Türk Silahlı Kuuüetleri Tarihi, Çanakkale Sa-uaşları[6][208]. Ankara 1980, V/3; Besim Darkot. “Çanakkale”, İA, III, 347-351; “World Wars”, EBr.. XXIII, 710-712.

EDEBİYAT. Çanakkale muhare­beleri Türk edebiyatında çok sayıda şiir, makale ve hâtıra türünde yazılar yanın­da müstakil eserlerde de dile getirilmiş­tir. Bunlann başında. Mehmed Akif Er-soy’un Safahat ‘inin altıncı kitabı olan Âsım’âa yer alan şiiri gelmektedir (s. 411-413). İlk olarak 10 Temmuz 1924’-te Sebîlürreşâd dergisinde[7][209] “Âsım’dan Bir Parça” adıyla yayım­lanan, Çanakkale şehid ve gazilerine hi­tap ettiği için “Çanakkale Şehidlerine” adıyla tanınan şiir, gerek kuruluş gerek­se muhteva bakımından bu savaşı, Meh­metçiğin kahramanlıklarını realist tab­lolar halinde, çok heyecanlı, coşkun ve duygulu bir ifade ile tasvir etmiştir. Meh­med Akif bundan başka daha 1915’te, savaşın devam ettiği sıralarda görevli olarak bulunduğu Berlin’den Çanakka­le Savaşı’nı günü gününe takip ederek “Berlin Hâtıralarımın sonunda (322-325), “Beş altı pençe bir olmuş boğazlamak­ta bizi / Silindi gitti hilâlin şu anda bel­ki izi” şeklinde başlayıp seksen mısra kadar devam eden ilk şiirini yazmıştı. Burada, Çanakkale’de ölüme meydan okurcasına arslanlar gibi dövüşen Meh­metçiğe dayanmasını tavsiye eder ve onun şaire verdiği, “Cihan yıkılsa emin ol bu cephe sarsılmaz” cevabıyla şiir so­na erer.

Çanakkale muharebeleri için yazılan en tanınmış şiirlerden biri de dönemin padişahı Sultan V. Mehmed Reşad’ın beş beyitlik gazelidir. Şair Safî Efendi tara­fından manzum olarak Arapça’ya da çev­rilen bu şiire o yıllarda birçok tahmis ve nazire yazılmıştır. Bunlann arasında bil­hassa Yahya Kemal’in tahmisini çok be­ğenen padişahın ona bir altın saat he­diye ettiği rivayet edilir. “Tahmîs-i Ga-zel-i Hümâyun” başlığını taşıyan şiirin ilk bendi şöyledir: “Cepheden toplan ej­der gibi bârû-efken / Arkasından gemi­ler bir sürü dîv-i âhen / Gökte tayyare­lerinden saçarak nâr-ı fiten / Savlet et­mişti Çanakkala’ya bahr ü berden Ehl-i İslâm’ın iki hasm-ı kavîsi birden”.[8][210]

Abdülhak Hâmid de düşman kuvvet­lerinin Çanakkale’den çekilmesi üzerine padişahın isteğine uyarak “İlhâm-ı Nus-ret” adıyla yetmiş mısralık bir şiir yazmış, ayrıca bu vesile ile kaleme aldığı “Millî Tekbir” isimli diğer bir şiiri Rauf Yekta Bey tarafından bestelen mistir[9][211]. Ziya Gökalp da hece vezniyle 15 kıtalık “Ça­nakkale” adlı hamasî bir şiir yazmıştır. Ayrıca Ahmed Nedim’in “Çanakkalenin Ölmez Hatıralarından” üst başlığı ile ya­yınlanan ve ateş altında süngüsünden kurduğu mihrap önünde namazını kıla­rak Kanlışırt’taki nöbetine koşan eri tas­vir eden “Namaz” adlı uzun şiiri bir iman ve vatan destanı olarak kabul edilmiş ve büyük rağbet görmüştür. İdris Sabih’in Çanakkale muharebelerinde şehid olan kardeşi için hece vezniyle ve samimi duy­gularla yazdığı “Kardeşime” adlı drama­tik şiiri de o yıllarda çok beğenilmiştir. Aslında İstiklâl Savaşı için yazılmış olan, fakat Çanakkale cephesinde gösterilen kahramanlıkları da kuvvetle ifade eden, belki de bu sebeple Çanakkale tepelerine yazıldığı için Çanakkale ile âdeta öz­deşleşen Necmettin Halil Onan’ın “Bir Yolcuya” adlı epik şiiri de hafızalarda yer etmiş bir manzumedir.

Muharebeler devam ederken başku­mandanlığın daveti üzerine 11 Temmuz 1915’te Çanakkale’ye giden Ağaoğlu Ah­met, Orhan Seyfi (Orhon), Enis Behiç (Kor-yürek). Celâl Sahir (Erozan), Hıfzı Tevfik (Gönensay). Hakkı Süha (Gezgin), Hamdul­lah Suphi (Tannöver). ressam Çallı İbra­him, ressam Nazmi Ziya. Selahaddin, Ali Canip (Yöntem), Ömer Seyfeddin, Meh­med Emin (Yurdakul), Muhiddin. musiki­şinas Rauf (Yekta), Yusuf Râzî Bey gibi sanatkâr ve edebiyatçılar savaşın cere­yan ettiği yerlerde incelemelerde bulun­muşlar, dönüşlerinde savaşla ilgili duy­gu, düşünce ve gözlemlerini çeşitli şiir ve yazılarla dile getirmişlerdir. Enis Be­hiç “Çanakkale Şehidliğinde” adlı şiirin­de hissiyatını ortaya koymuş, aynı top­lulukta yer alan İbrahim Alâeddin (Gövsa) bu ziyaretteki hissiyatının ifadesi olan şiirlerini Çanakkale İzleri[10][212] adıyla kaleme aldığı eserinde toplamış­tır. Faik Âli de (Ozansoy) “Kal’a-i Sultâniyye Müdâfîlerine” adlı bir şiir yazmış­tır. Zaferin hemen arkasından hazırla­nan Yeni Mecmua’nın Çanakkale özel sayısı[11][213], birçok yazar ve devlet adamıyla yapılan mülakatları, çeşitli şiir ve yazılan ihtiva etmektedir. Aynı yıllarda çıkan Donan­ma Mecmuası ile Harb Mecmuası’nüa Çanakkale savaşlarıyla ilgili kahraman­lık şiirleri yayımlanmıştır. Bunların bir kısmı Çanakkale Savaşları Kahraman­lık Şiirleri Antolojisi adlı derlemede yer almıştır[12][214]. Bunlardan başka Yahya Saim’in (Ozanoğlu) Hilâlin Gölgesinde: Çanakkale-Kü-tü’1-emâre Zafer Destanı ile[13][215] Mithat Cemal’in (Kuntay) 28 Kânûn-ı Ev­vel Çanakkale Hakkında Manzum Ti­yatro[14][216] adlı eserleri de ko­nu İle ilgili diğer bazı kitaplardır.[15][217]

Ömer adlı bir yazarın kaleme aldığı Seddûlbahir’de Sağ Cenahta Birinci Fırkamn Şehitler Sırtı Destanı adlı küçük risale de[16][218] hadiseyi sı­cağı sıcağına dile getiren bir eserdir.

Çanakkale zaferi İle ilgili eserler ara­sında Nihal Atsız ve sekiz arkadaşının 3 Ağustos 1933 tarihinde Çanakkale’ye yaptıkları gezinin anlatıldığı Çanakka­le’ye Yürüyüş[17][219] adlı eserin bazı aşın taraftan dışında Çanakkale şe-hidlerinin bütün yurt sathında ve resmi törenlerle her yıl anılması gerektiğini gündeme getirmesi bakımından ayrı bir yeri vardır. O yıllara kadar vapurla Sed-dülbahlr veya Anburnu önlerine gidilerek kıyıya dahi çıkılmadan, bazan mevlit oku­narak bazan da çeşitli eğlenceler düzen­lenip nutuklar verilerek yapılan bu ma­hallî anma faaliyeti sonraki yıllarda her 18 Mart’ta nadiren bazı cumhurbaşka­nı ve başbakanların da katılımıyla Ça­nakkale’de ve bütün yurt çapında za­ferin ve şehidlerinin şanına uygun an­ma törenleri düzenlenmeye başlamıştır. Çanakkale’ye bir şehidler âbidesi dikmek için gençliği harekete geçirmek maksa­dıyla kaleme alınan Çanakkale Âbidesi adındaki küçük kitap da[18][220] neticesi itibariyle önemlidir. Halûk Nihat Pepeyi Çanakkale savaşlarını Çanakka­le Destanı[19][221] adlı kitabında işlemiştir. Galip Çaka 18 Mart 1915 Ça­nakkale Destanı (Hasan-Meusuf)[20][222] adlı manzum kitapçıkta Dar-danos bataryası kumandanı Hasan İle takım subayı Mevsuf’un şahadetlerini destanlaştırmıştır. Oğuz Ermumcu ay­nı konuda Çanakkale Destanı[21][223] adlı bir eser hazırlamıştır. Sadri Karakoyunlu. Türk Askeri İçin Savaş Şiirlerinden Seçmeler 1914-1918[22][224] adını verdiği antolojisinde Ça­nakkale için yazılmış birçok şiire yer ver­miştir. Ruşen Eşref Onaydın, Çanakka­le muharebelerine katılmış yedi gaziyîe yaptığı mülâkatlan Çanakkale’de Sa­vaşanlar Dediler ki adıyla kitap halin­de yayımlamış[23][225], Ça­nakkale muharebelerini onlan yaşayan-lann ağzından çok canlı şekilde gözler önüne sermiştir. Mustafa Necati Sepet-çioğlu, “Çanakkale İçinde Bir Dolu Des­ti” ismiyle Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu için hazırladığı senaryoyu daha sonra … Ve Çanakkale- Geldiler[24][226], … Ve Çanakkale-Gördüler[25][227], … Ve Çanakkale-Dön­düler[26][228] adıyla üç ciltlik bir roman serisinde ele almıştır.

Anadolu’nun hemen her yöresinde o yörenin amatör yazarlan tarafından ti­yatro oyunu haline getirilen ve okullarda temsil edilen Çanakkale muharebe­leri halk edebiyatı mahsulleri içinde de yer almıştır. Bilhassa. “Çanakkale İçinde sıra selviler / Binbaşılar oturmuş asker öğütler” mısralanyla başlayan ve günü­müzde de çok yaygın olan halk türkü­sü, Çanakkale muharebelerindeki millî vicdanın hüzün dolu anonim ifadesidir. Bu türkü ayrıca Osmanlı İmparatorluğu sınırlan içinde yaşayan diğer halkların edebiyatlarına da geçmiş olup bugün özellikle Balkanlar’da yaşayan Türkler ve Arnavutlar arasında şekil, muhteva ve ezgi açısından bazı değişikliklere uğramış olarak yaşamaktadır. Yetmiş beş yıldan beri millî hafızayı tazeleyen bu türkü marş, destan ve ağıt gibi eserle­rin ortak özelliklerini taşımaktadır.

Halk edebiyatı mahsulleri arasında, Çanakkale’de şehid olanlar için bazan onlann ağzından yazılmış çeşitli destan­lara da rastlanır. Bunlann içinde, Boya-batlt Ömer oğ!u Mustafa adlı bir şehidin üstünden çıkan kendisine ait “Çanakka­le Destanı” en tanınmış olanıdır. Eyüplü Mustafa Şükrü’nün Çanakkale Bom­bardımanı ve Şanlı Askerler Destanı (İstanbul, ts), Çanakkale Şarkısı[27][229] ile Çanakkale Kabatepe Mu-zaüeriyat Destanı[28][230] adla­rını taşıyan üç destanı yanında Abdül-gaffar Kemâli’nin Çanakkale Önünde Düşmana Kan Kusduran Arslan Yürekli Kahraman Mehmed Çavuşun Mü-daiaa-i Vatan Destanı[29][231] ve nazımı meçhul Çanakkale Destanı[30][232] tesbit edilebilen diğer des­tanlardır. Behçet Kemal Çağlar1 in “An­karalı Aşık Ömer” takma adıyla yazdı­ğı Çanakkale destanı da daha sonraki yıllarda yazılmış güzel örneklerden bi­ridir.

Çanakkale muharebeleri birçok şair ve yazara ilham kaynağı olduğu gibi çok sayıda Türk ve yabancı devlet adamının hâtıraları içinde de yer almıştır.

 

Bibliyografya:

 

Yeni Mecmua (Çanakkale Nüsha-i Mümtâzesi), III, İstanbul 1334r., s. 130-143; Mehmed Akif Ersoy. Safahat[31][233], İstanbul 1991, s. 411-413; Sü­leyman Nazif. Mehmed Akif \\star\bu\ 19241 (nşr. M. Ertuğrul Düzdağ}, İstanbul 1991, s. 96-100; İbrahim Alâeddin (Gövsa), Çanakkale İzleri, İs­tanbul 1926, ayrıca bk. Ankara 1989 baskısı; Atsız, Çanakkale’ye Yürüyüş, İstanbul 1933; M. Atsıza Yoldaş – K. Akdağlı, Çanakkale Abi­desi, İstanbul 1936; Halûk Nihat Pepeyi. Ça­nakkale Destanı, İstanbul 1936; Ruşen Eşref Onaydın, Çanakkale’de Savaşanlar Dediler ki, Ankara 1960; Yahya Kemal Beyatlı, Eski Şiirin Rüzgânyle, İstanbul 1962, s. 109-110; Etem Ruhi Öngör. Türk Marşları, Ankara 1966, s. 183; özeğe, Katalog, I, 224; Deurin Yazarlan-nın Kalemiyle Millî Mücadele ue Gazi Mustafa Kemal[32][234], I, İstanbul 1981, s. 1-50; Sema Uğurcan, “Mehmet Akif’in Şiir­lerinde Savaş”, Ölümünün Ellinci Yılında Meh­met Akif Ersoy, İstanbul 1986, s. 151-158; İr­fan Morina. “Çanakkale Türküsünün Arna­vutça Söylenişi”, ///. Milletlerarası Türk Folk­lor Kongresi Bildirileri, Ankara 1987, s. 161-166; Ertuğrul Düzdağ, Mehmed Akif Hakkın­da Araştırmalar, İstanbul 1989, I, 145-154; II, 97-115; Ziver Tezeren, Çanakkale Sauaşlan Kahramanlık Şiirleri Antolojisi, İstanbul 11990|; İnci Enginün, “Çanakkale Zaferinin Edebiya­ta Aksi”, Türklük Araştırmalan Dergisi, sy. 2, İstanbul 1987, s. 111-129; Bekir Oğuzbaşaran. “Edebiyatımızda Çanakkale”, Türk Edebiyatı, sy. 221, İstanbul 1992, s. 15-17; a.mlf.. “Ede­biyatımızda Çanakkale-2”, ae, sy. 222 (1992), s. 21-22; “Çanakkale Türküsü”, TDEA. II, 116-117.

 

Hakkında Yorgun

Yorgun... Bir tarih öğretmeni... En iyisini bildiğini iddia etmiyor... Öğrenmeye ve bildiğini,bildiği kadarıyla öğretmeye çalışıyor...

İlginizi Çekebilir

KÛTÜL AMÂRE

KÛTÜL AMÂRE

KÛTÜL AMÂRE   Güneydoğu Irak’ta bulunan Vâsıt muhafazasının merkezi. Çoğunlukla Medînetülkût şeklinde ad­landırılan Kûtül’amâre. Bağdat …

Bir Cevap Yazın