YÜKSEK İSLÂM ENSTİTÜSÜ

YÜKSEK İSLÂM ENSTİTÜSÜ

 

Dinî konularda araştırmacı, öğretmen ve din görevlisi yetiştirmek üzere Millî Eğitim Bakanlığı’na bağlı olarak açılan yüksekokul.

 

yie1951 yılında açılan İmam-Hatip okullarından mezun olanların dinî yüksek öğrenim görmelerini sağlama düşüncesinin ortaya çıkardığı bir kurumdur. Ali Fuat Başgil, 1954’te yayımlanan Din ve Lâiklik adlı eserinde böyle bir ihtiyaçtan söz etmiş, ardından konu üzerindeki düşünce ve arayışlar giderek yoğunlaşmıştır. İmam- Hatip Okulu mezunları, 1949’da açılan Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi dahil hiçbir yüksek öğretim kurumuna giremiyordu. Öte yandan Diyanet İşleri Başkanlığı’nın yüksek tahsil görmüş din görevlisine olan ihtiyacını, giderek sayıları artan İmam-Hatip okullarındaki meslek dersleri öğretmeni ve diğer okullara yeniden din bilgisi derslerinin konulmasıyla meydana gelen öğretmen açığını sadece Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi’nin karşılaması mümkün değildi. 1957-1958 öğretim yılı sonunda İmam-Hatip okulları ilk mezunlarını verdi. İstanbul’daki mezuniyet törenine katılan dönemin başbakanı Adnan Menderes, Millî Eğitim Bakanı Celâl Yardımcı ’ya bu okul mezunları için bir dinî yükseköğretim kurumunun açılması için talimat verdi. Celâl Yardımcı’nın görevlendirdiği Millî Eğitim Bakanlığı Müdürler Komisyonu 29 Ağustos 1958’de, “Orta dereceli okullara din bilgisi öğretmeni, İmam- Hatip okullarının birinci devrelerine yeter sayı ve değerde bir tedrîs heyeti kazandırmak” amacıyla Eğitim enstitüleri seviyesinde bir din okulunun açılmasına karar verdi. O sırada öğrenim süresi iki yıl olan Eğitim enstitüleri örnek alınarak dinî eğitim verecek iki yıllık bir yüksekokul tasarlandıysa da muhtemelen hukukî dayanağı bulunmadığından o yıl açılması mümkün olmadı.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kabul edilen 16 Haziran 1959 tarih ve 7344 sayılı Yüksek İslâm Enstitüsü Kadro Kanunu ile açılacak yükseköğretim kurumuna hukukî bir dayanak oluşturuldu. Millî Eğitim Bakanlığı Tâlim ve Terbiye Dairesi, 24 Eylül 1959’da “orta ve muadili okullarımızla öğretmen okullarımıza din dersleri öğretmeni yetiştirmek üzere” Yüksek İslâm Enstitüsü adıyla bir okulun açılması yönünde karar aldı; ayrıca 17 Kasım 1959’- da İkinci Müdürler Komisyonu Kararı kabul edildi. Her iki karar Millî Eğitim Bakanlığı’na vekâlet eden Tevfik İleri tarafından onaylandı. Müdürler Komisyonu’nun son kararı, uygulamaya konulmayan ilk kararla birlikte 1085 sayılı Millî Eğitim Bakanlığı Tebliğler Dergisinde yayımlandı. Bu kararla, “orta ve muadili okullarımızla öğretmen okullarımıza yeter derecede ehliyetli din dersleri öğretmeni yetiştirmek, bu arada memleketimizin muhtaç olduğu müsbet ve hayatî bilgilerle mücehhez din bilginleri yetişmesine zemin hazırlamak, böylece Türkiye Büyük Millet Meclisi’nce izhar buyurula gelen temennileri gerçekleştirmek gayesiyle ve bugünkü yedi yıllık İmam-Hatip Okulu mezunlarını kabul etmek suretiyle dört yıllık bir Yüksek İslâm Enstitüsü’nün 1959-1960 öğretim yılı başında İstanbul’da açılıp faaliyete geçirilmesi” hükme bağlandı.

İlk Yüksek İslâm Enstitüsü 19 Kasım 1959 tarihinde İstanbul’da İmam-Hatip Okulu binasında öğretime başladı; ardından Fındıklı’daki Namık Kemal İlkokulu’na ve 1966’da Üsküdar Bağlarbaşı’ndaki yeni binasına taşındı. Enstitünün resmî işlemleri ilk zamanlar Öğretmen Okulları Genel Müdürlüğü’nce yürütüldü; 1961 ’de Din Eğitimi Müdürlüğü kurulunca buraya bağlandı. Bu müdürlük 1964’te Din Eğitimi Genel Müdürlüğü haline getirildi. İstanbul’dan sonra vatandaşların kurduğu derneklerin de katkılarıyla Konya (1962), Kayseri (1965), İzmir (1966), Erzurum (1969), Bursa (1975), Samsun (1976) ve Yozgat’ta (1980) Yüksek İslâm enstitüleri açıldı.

Yüksek İslâm Enstitüsü’nün 1961 ’de hazırlanan ilk yönetmeliğinde okulun tanımı ve görevi şu şekilde belirlenmiştir: “Yüksek İslâm Enstitüsü, İslâm dininin esaslarına sadık kalarak, müsbet ilmin ışığı altında İslâm ilimlerini ve bunlara yardımcı bilgileri öğreterek, İmam-Hatip okulları ile ilk öğretmen okullarına ve diğer orta öğretim müesseselerine öğretmen yetiştirmek ve aynı okullardaki din dersleri öğretmenlerinin meslekî gelişmelerine yardım etmek amacıyla Millî Eğitim Bakanlığı’nca kurulmuş bir yüksek okuldur. Bu müessese Millî Eğitim Bakanlığı’nın ihtiyaçları dışında Diyanet İşleri Teşkilâtı’na müftü, vâiz vesaire gibi din elemanlarını yetiştirmekle de vazifelidir. Enstitü ayrıca, Türkiye’de İslâm ilimleri alanında araştırmalarda bulunmak ve araştırma neticelerini yurt ve dünya ilim âlemine sunmak amacıyla da görevlidir.”

24 Eylül 1959 tarih ve 240 sayılı Tâlim ve Terbiye Dairesi kararının hükümleri gereğince İstanbul Yüksek İslâm Enstitüsü’-ne öğrenci kayıt işlemleri ve diğer uygulamalar Eğitim enstitüleri yönetmeliğine göre yapıldı. Kararda deneme mahiyetinde olduğu ifade edilen dersler haftada yirmi sekiz saat olmak üzere birinci sınıfta on bir, ikinci sınıfta on dört, üçüncü sınıfta yirmi, dördüncü sınıfta yirmi dersten meydana geliyordu. Bu yoğun programda yer alan dersler şunlardır: Kur’an-ı Kerîm, vücûh ilmi, tefsir, belâgat-ı Kur’âniyye, hadis, siyer, ilm-i tevhid, kelâm, İslâm hukuku, fıkıh ve usûl-i fıkıh, İslâm dini ve mezhepleri tarihi, mukayeseli dinler tarihi, İslâmî Türk edebiyatı tarihi, tasavvuf tarihi, ahlâk, İslâm felsefesi tarihi, mantık, İslâm tarihi, muasır İslâm ülkeleri tarih ve coğrafyası, Arap dili ve edebiyatı, dinî psikoloji, dinî pedagoji, İslâm sanatları tarihi, hitabet ve irşad, dinî mûsiki, yabancı dil (Almanca, Fransızca, İngilizce), inkılâp tarihi. Bu program 1971 yılına kadar uygulandı; bu tarihte önemli ölçüde deği-şiklikler içeren yeni bir ders programı ha-zırlandı (MEB Tebliğler Dergisi, 13 Aralık 1971, sy. 1682, s. 255). İlk programdaki vücûh ilmi, belâgat-ı Kur’âniyye, muasır İslâm ülkeleri tarih ve coğrafyası gibi dersler çıkarılırken din sosyolojisi, halk eğitimi ve toplum kalkınması, teşkilât ve idare adıyla yeni dersler konuldu. Dinî pedagoji yerine beş ayrı dersten oluşan öğretmenlik bilgisi dersleri ilâve edildi ve bütün sınıflardaki dersler haftada otuz iki saate çıktı. Ayrıca öğrencilere öğretmenlik ve din görevliliği uygulaması ile seminer çalışması yapma zorunluluğu getirildi. 1973’te üçüncü ve dördüncü sınıfların programlarına medenî hukuk dersi eklendiyse de 1978’de programdan çıkarıldı. Baştan beri derslerin öğretim yılı esasına göre okutulduğu Yüksek İslâm enstitüleri için 1978’- de yürürlüğe giren yeni ders dağılım çizelgesi ve yönetmelikle on dörder haftalık yarı yıllara göre ders yapma esası getirildi. İlk iki yıl ortak dersler alan öğrenciler üçüncü ve dördüncü sınıflarda Tefsir-Hadis, Fıkıh-Kelâm, İslâm Dini ve Esasları bölümlerine ayrıldı. Bu arada ders grupları, seçmeli dersler ve pedagojik formasyon dersleriyle ilgili yeni düzenlemeler getirildi; mezuniyet tezi konuldu.

1978’den önceki düzenlemelerde Yüksek İslâm Enstitüsü müdür ve müdür yardımcılığına tayin konusunda bir ölçüt belirlenmemişti. Bir ortaöğretim kurumunda görev yapan yönetici veya öğretmen bakanlık tarafından enstitü müdürlüğüne yahut müdür yardımcılığına tayin edilebiliyordu. 1978’de uygulanmaya başlanan yönetmelikle müdürlerin öğretim elemanları tarafından seçilmesi şartı getirildi. Tâlim ve Terbiye Kurulu’nca Yüksek İslâm Enstitüsü’nün açılışı için hazırlanan kararda enstitüde ders verecek öğretmenlerde akademik bir seviye aranmasından bahsedildiği halde o dönemde bu niteliği taşıyan yeterli eleman bulunamadığından bu gerçekleştirilemedi. Nitekim enstitü öğretim elemanları için öğretmen sıfatı kullanılmaktaydı. Öğretmenlerin bir kısmı doğrudan, bir kısmı da sınavla tayin ediliyordu. 1978 yönetmeliğinde öğretim elemanları öğretim üyesi nitelemesiyle tanıtıldı ve yeni tayinlerde doktora şartı aranacağı belirtildi. Yine bütün yönetmeliklerde Yüksek Islâm enstitülerine öğretim elemanı temininde asistanlık usulüne vurgu yapılmakla birlikte bu yolla öğretim elemanı olanların sayısı çok sınırlı kaldı.

Ancak 1977’de tahsis edilen 100 asistanlık kadrosu enstitülerin akademik gelişiminde âdeta dönüm noktası oldu. Bu kadrolar o dönemde mevcut yedi Yüksek Is- lâm Enstitüsü’ne paylaştırıldı. Bir Batı dilinde, Arapça ve bilim dalı sınavlarında başarılı olanlar asistanlık kadrosuna tayin den sonra üç yıl süreyle bir tez hazırlamakla yükümlü tutuldu ve tez savunmasında başarı gösterenler öğretim üyeliğine tayin edildi. 6 Kasım 1981 tarih ve 2547 sayılı Yüksek Öğretim Kanunu uyarınca Yüksek İslâm enstitüleri İlahiyat fakültelerine dönüştürülüp üniversitelere bağlandıktan sonra Üniversitelerarası Kurul tarafından 1983’te alınan bir kararla enstitülerdeki öğretim elemanlarının daha önce hazırladıkları tezleri incelemekle görevli akademik jüriler oluşturuldu ve tez savunmasında başarılı bulunanlar doktor unvanını aldı.

İlk yıllarda Yüksek İslâm enstitüleri yalnız İmam-Hatip Okulu mezunlarını kabul ediyordu. Enstitüye girmek isteyenler, enstitü yönetimince hazırlanıp gönderilen soruları cevaplamak üzere İmam Hatip okullarında Türkçe-kompozisyon, Arapça ve tefsir sınavlarına giriyordu. Bu sınavı başaranlar girmek istedikleri enstitülerde Kur’ân-ı Kerîm, Arapça ve hadisten sözlü sınava tâbi tutuluyor, bunda da başarılı olanlar Yüksek İslâm Enstitüsü’ne kayıt yaptırabiliyordu. 1973’te yürürlüğe giren Millî Eğitim Temel Kanunu ile meslek okulları meslek liselerine dönüştürülüp mezunlarına üniversiteye giriş hakkı tanınınca Üniversite Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi’nce yapılan Öğrenci Seçme Sınavı’nda belli bir puan alanlar Yüksek İs-lâm Enstitüsü’ne ön kayıt yaptırıyor, daha sonra enstitü müdürlükleri tarafından açılan Kur’ân-ı Kerîm ve Arapça sözlü sınavını başaranlar kesin kayıt hakkı kazanıyordu. Enstitüler 1982’de İlâhiyat fakültelerine dönüştürülünceye kadar bu uygulama devam etti. İlk açılışından 1982 yılına kadar enstitülerden yaklaşık 9200 öğrenci mezun oldu. İlk yıllar İmam-Hatip okullarına kız öğrenci alınmadığından Yüksek İslâm enstitülerine sadece erkek öğrenciler girebiliyordu. 1960’lı yılların sonlarına doğru bazı İmam-Hatip okullarına kız öğrenci alınmaya başlandı; ancak 1971’- de çıkarılan yönetmeliklerde İmam-Hatip Okulu ve Yüksek İslâm Enstitüsü’ne giriş için erkek olma şartı konularak bu kurumlara kız öğrencilerin girişi engellendi. 1976’- da Danıştay, bu şartı anayasada yer alan eğitimde fırsat eşitliği ilkesine aykırı bularak iptal edince bu engel ortadan kalkmış oldu.

Yüksek İslâm Enstitülerinin İlâhiyat Fa-kültelerine Dönüşmesi.

Yüksek İslâm enstitülerinin ilk yıllarından itibaren bir yandan öğretim elemanları, öğrenciler ve bu kurumlara destek veren sivil çevreler, enstitülerin İslâmî İlimler Akademisi veya İlâhiyat Fakültesi’ne dönüştürülmesi konusunda çalışmalar yaparken diğer taraftan bazı kesimler enstitülerin sayısının azaltılması, hatta kapatılması yönünde faaliyet gösteriyordu. 1974-1980 yılları arasında kurulan hükümetlerin programlarında Yüksek İslâm enstitülerine geniş araştırma imkânları sağlanacağı, İslâmî ilimler akademisi veya mânevî ilimler üniversitesi kurulacağı ya da enstitülerin akademilere dönüştürüleceği gibi vaadler yer aldıysa da bunların hiçbiri gerçekleşmedi. 12 Eylül 1980 askerî darbesinden sonra çıkarılan Yüksek Öğretim Kanunu’nun 2. maddesi gereğince yükseköğretim üst kuruluşları, bütün yüksek öğretim kurumları, bağlı birimleri ve bunlarla ilgili faaliyet esasları bu kanunun kapsamına alındı. Aynı kanunun amaçları, kapsamı ve ilgili maddeleri doğrultusunda 20 Temmuz 1982’de 41 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnâme yayımlandı. Bu kararnâme, 1983 yılının ilk aylarında Danışma Meclisi’nde görüşülüp 2809 sayılı kanun haline getirildi ve sekiz yeni üniversite kuruldu. İktisadî ve Ticarî İlimler akademileriyle Devlet Mimarlık ve Mühendislik akademileri ve Millî Eğitim Bakanlığı’na bağlı bazı yüksekokullarla birlikte Yüksek İslâm enstitüleri de fakülte haline getirilerek üniversitelere bağlandı. Bu çerçevede Erzurum’daki Atatürk Üniversitesi İslâmî İlimler Fakültesi ile Erzurum Yüksek İslâm Enstitüsü birleştirilerek İlâhiyat Fakültesi adıyla Atatürk Üniversitesi’ne, İstanbul Yüksek İslâm Enstitüsü Marmara Üniversitesi’ne, Konya Yüksek İslâm Enstitüsü Selçuk Üniversitesi’ne, Kayseri Yüksek İslâm Enstitüsü Erciyes Üniversitesi’ne, İzmir Yüksek İslâm Enstitüsü Dokuz Eylül Üniversitesi’ne, Bursa Yüksek İslâm Enstitüsü Uludağ Üniversitesi’ne, Samsun Yüksek İslâm Enstitüsü Ondokuz Mayıs Üniversitesi’ne bağlandı ve 1982-1983 öğretim yılından itibaren İlâhiyat Fakültesi adıyla faaliyetlerine devam etti. Yozgat Yüksek İslâm Enstitüsü 1981’de bakanlıkça kapatılmıştı.

Türkiye’de özellikle I. Dünya Savaşı ve sonrasıyla ülkenin ağır toplumsal, kültürel ve siyasal çalkantılardan geçtiği Cumhuriyet döneminin ilk otuz yılı boyunca din bilimleri ve din hizmetleri alanında derin boşluklar doğmuştu. 1946 yılından itibaren başlayan ve giderek gelişen demokratik ortamda halktan gelen ısrarlı talepler neticesinde bazı aydınların, devlet ve siyaset adamlarının da çabalarıyla din eğitimi ve öğretimi hususunda siyasî irade oluşmaya başlamış, 1950 seçimlerinin hemen ardından İmam-Hatip okulları, daha sonra Yüksek İslâm enstitülerinin açılmasıyla millî irade doğrultusunda din eğitimi ve öğretimi alanında yeni ve sistemli bir sürece girilmiştir. 1950’li ve 1960’lı yıllar Türkiye’sinde din bilimleri alanındaki yetersizliğe ve öğretim elemanı teminindeki güçlüklere rağmen Yüksek İslâm enstitüleri hizmet verdikleri yirmi üç yıl boyunca beklentilerin de ötesinde başarılı olmuştur. Gerek din eğitimi ve öğretiminde gerek din hizmetlerinde gerekse akademik alanda İslâm dininin temel kaynaklarına dayanan, İslâmiyet’in dinî ve kül-türel birikimiyle bağını sürdüren, aynı zamanda çağdaş dünyanın bilimsel ve insanî değerlerini doğru kavrayıp değerlendiren bu yeni zihniyet sayesinde topluma yönelik din ve kültür hizmetlerinde önemli mesafeler katedilmiştir. Türkiye’de ve yakın coğrafyasında din merkezli siyasal ve toplumsal oluşumların ve ideolojik çekişmelerin yoğun ilgi gördüğü bir dönemde Yüksek İslâm enstitüleri İslâm dininin öteden beri istikrarı ve itidali temsil eden ana çizgisini, din hizmetinin gerektirdiği kucaklayıcı anlayışı koruyarak dinî araştırma, eğitim ve öğretim faaliyetlerini sürdürmüştür. Yüksek İslâm enstitülerinin 1982’de İlâhiyat fakültelerine dönüşmesi esnasında ve sonraki yıllarda birçok yeni İlâhiyat Fakültesi’nin açılması sürecinde öğretim elemanı sıkıntısı çekilmemesinde enstitülerin sağladığı potansiyelin katkısı büyük olmuştur. Yine Türkiye’de radikal dinî oluşumların tutunamaması, bu noktada sağduyulu bir toplumsal tavrın yerleşmiş olması ve Türkiye’nin İslâm ülkeleri arasında büyük itibar kazanmasında da Yüksek İslâm enstitüleri yanında enstitü mensuplarının akademik ve popüler düzeydeki yayınlarının da önemli rolünün bulunduğunu belirtmek gerekir.

Hakkında Yorgun

Yorgun
Yorgun... Bir tarih öğretmeni... En iyisini bildiğini iddia etmiyor... Öğrenmeye ve bildiğini,bildiği kadarıyla öğretmeye çalışıyor...

İlginizi Çekebilir

28 Şubat vurgusu böyle yapılmıştı: Rakamlarla İrtica

28 Şubat sürecini başlatan MGK metni, özellikle hükümetin Refah Partisi kanadını irticadan sorumlu tutuyor ve …

Bir Cevap Yazın