İlk Türk Devletlerinde Devlet Anlayışı

A. İLK TÜRK DEVLETLERİNDE DEVLET TEŞKİLATI
1. İlk Türk Devletlerinde Devlet Anlayışı

Oğuz Kağan oğullarına ok ve yay verirken

OK VE YAY MÜNASEBETİ
Oğuz Kağan altı oğlu ile birlikte dünyayı fethedip cihangir olduktan sonra anayurduna döndü. Büyük bir kurultay topladı ve halka şölen verdi. Üç büyük oğlu “Bozoklar” sağda, üç küçük oğlu “Üçoklar” solda oturdu. Oğuz Kağan oğullarına şöyle seslendi:
“Ey oğullarım, ben çok savaştım, artık çok yaşlandım. Düşmanlarımı ağlattım; dostlarımı sevindirdim. Gök Tanrı’ya borcumu ödedim.”
Daha sonra Oğuz Kağan yurdunu oğulları arasında taksim etti. Ok-yay münasebetine göre Üçokların Bozoklara tabiyetini bildirdi. Töreye ve birliğe bağlı kalmalarını vasiyet etti.
Prof. Dr. Osman TURAN, “Türk Cihan Hâkimiyeti Mefkuresi”, Türkler Ansiklopedisi, C 2, s. 846.

ÇİNLİLERE GÖRE UYGURLAR
MS X. yüzyılda Turfan’a gelen Çin elçisi Uygurlar hakkında şunları söylemiştir: “Onların devletinin içinde hiçbir fakir insan yoktur; yiyeceği olmayanlara devlet hesabından yardım edilir. Onların birçokları yüz yaşına kadar yaşar. Olgunluk çağına erişmeden ölenler hiç görülmemiştir.”
Prof. Dr. Bahaeddin ÖGEL, Türk Kültür Tarihine Giriş, C 1, s. 121.

SOSYAL ADALET
“Aşina” adlı bir Kök Türk beyi de maddi refahı artırmak için halktan 10 yıl hiç vergi almamış ve bu yüzden kendisi yoksul duruma düşmüştür. Bazı beyler, onun bu durumunu alay konusu yapmak istemişlerdir. Fakat o “Ben ancak halkım zengin olunca huzur duyarım.” diyerek cevap vermiştir.
Prof. Dr. Salim KOCA, “ Türklerde Devlet Geleneği ve Teşkilat”, Türkler Ansiklopedisi, C 2, s. 831.

Yukarıdaki resim ve metinleri inceleyerek Türklerdeki devlet anlayışının esaslarını tespit ediniz.

Türklerde bugünkü anlamda devlet, “il” (el) kelimesi ile ifade edilmiştir. Budunların (milletlerin) bir yönetim altında birleştirilmesiyle oluşan il, vatanı koruyarak milleti huzur ve barış içinde yaşatmayı amaçlayan siyasi bir teşkilattır.
“İl” kelimesi aynı zamanda barış anlamında da kullanılmıştır. Bunun temel sebebi Türklerde devletin ve barışın birbirini tamamlayan iki unsur olarak görülmesidir. Bu iki unsurun sürekliliğini sağlamak isteyen devlet yöneticileri, devletin temelini adalet üzerine oturtmuşlar, ülke içinde adaleti sağlamayı en önemli yükümlülük olarak kabul etmişlerdir. Buna bağlı olarak halkın da devlet adamlarında aradığı ilk özellik herkese adil davranmaları olmuştur.

Türk devletlerinde yönetme yetkisini Gök Tanrı’dan alan kağan, bu yetkiyi sadece kendi devletinde değil yeryüzündeki bütün insanlar üzerinde kullanmayı düşünmüştür. Bu doğrultuda kağan, dünyayı hâkimiyeti altına alarak yönettiği bütün insanları adaletli bir yönetim ile huzur, refah ve barış ortamında yaşatmayı görev kabul etmiştir. “Türk cihan hâkimiyeti” olarak adlandırılan bu görev ilk Türk devletlerinden başlayarak süreklilik arz eden millî bir ülkü hâline gelmiştir.

Eski Türklerde “İl (devlet) gider, töre (hukuk kuralları) kalır.” sözü kullanılmaktadır. Bu söz dikkate alınarak devlet, töre vb. ile ilgili neler söylenebilir?

Türk devletlerinde hiçbir zaman keyfî bir yönetim uygulanmamış ve devlet belirli kurallara göre idare edilmiştir. Yeni kurulan devlette ya da iktidar değişikliğinde kağanın yaptığı ilk icraat töreyi tespit etmektir. Töreye uymayan kağanlar, Tanrı ve halk nezdinde saygınlığını kaybederek iktidardan uzaklaştırılmıştır.
Türklerde devletin halkla ilişkisi baba-evlat anlayışı şeklindedir. Devlet halkın her türlü ihtiyacını karşılayıp sosyal adaleti sağlamak, halk da devlete karşı üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmek zorundadır.

TÜRKLERDE DEVLET ANLAYIŞI

  • Devlet için “baba” sıfatı kullanılmıştır. Toprak ise “devlet baba”nın koruduğu “ana vatan” şeklinde ifade edilmiştir.
  • İcraatlarından memnun olunmayan yöneticiler yönetimden uzaklaştırılmıştır.
  • Halk, yöneticiler tarafından Tanrı’nın emaneti olarak kabul edilmiştir.
    Yrd. Doç. Dr. Bülent ATALAY, “Türk Devlet Geleneğine Göre Devlet Adamlarında Bulunması Gereken Asgari Hususiyetler”, Türkler Ansiklopedisi, C 2, s. 865 (Düzenlenmiştir.).

İlk Türk devletlerindeki devlet anlayışı ile bugünkü devlet anlayışı arasında ne gibi benzerlikler vardır?

Türklerde devlet “bağımsızlık, halk, ülke ve teşkilat” olmak üzere birbirini tamamlayan dört unsurdan meydana gelmiştir.
Devleti oluşturan unsurlar
a. Bağımsızlık (Oksızlık)

Aşağıdaki metinlere göre Türklerin bağımsızlık anlayışı ile ilgili neler söylenebilir?

TÜRKLERDE BAĞIMSIZLIK ANLAYIŞI

MÖ 36’da savaşta ölen Hun Hükümdarı Çi-çi, kendisini imha edecek Çin hücumunu beklerken aşağıdaki konuşmayı yaptığı rivayet edilir:

“Boyun eğmeyeceğiz. Zira öteden beri Hunlar kuvveti takdir eder, tabi olmayı hakir görürler. Savaşçı özelliklerimiz sayesinde adı yabancıları titreten bir ulus olduk. Zira bilirler ki savaşta muhariplerimizin kaderi ölümdür. Biz ölsek de kahramanlığımızın şöhreti kalacak, çocuklarımız ve torunlarımız diğer kavimlerin efendisi olacaklardır.”

Prof. Dr. Laszlo RASONYI, Tarihte Türklük, s. 63.

TÜRK MİLLETİNİN ÖZELLİKLERİ

Çinliler, Doğu Köktürk Hakan-lığı’nı işgal ettikten sonra Türkleri Çince konuşmaya, Çinliler gibi giyinmeye, Çin âdetlerini kabul etmesi için İşbara Kağan’a baskı yapmaya başladılar. Bunun üzerine İşbara Kağan Çin İmparatoru’na gönderdiği mektupta şöyle cevap verdi: “Size bağlı kalacak, haraç verecek, kıymetli atlar hediye edeceğim. Fakat dilimizi değiştiremem, uzun saçlarımızı kestiremem, halkıma Çin elbiseleri giydiremem. Âdetlerinizi, kanunlarınızı almama imkân yoktur. Çünkü bu bakımdan bütün milletim hassasiyetle çarpan tek kalptir.”

Prof. Dr. Osman TURAN, Türk Cihan Hâkimiyeti Mefkuresi Tarihi, s. 162.

“Oksızlık” olarak adlandırılan bağımsızlık, Türklerde çok eski zamanlardan beri var olan karakteristik bir özelliktir. Bağımsızlık duygusunun oluşması ve gelişmesinin temelinde bozkır kültürü önemli rol oynamıştır. Türklerin atlı göçebe hayat tarzını benimsemeleri, özgür bir yapıya sahip olmalarına, dolayısıyla bağımsızlığın millî bir karekteristik özellik hâline gelmesine sebep olmuştur.

Orhun Kitabeleri’ndeki “(Çin’in) Tatlı sözüne yumuşak ipek kumaşına aldanıp çok çok Türk milleti öldün… (Eğer) Güney’de Çagay Ormanı’na, Tögültün Ovası’na konayım dersen Türk milleti öleceksin.” cümlelerinden anlaşıldığı gibi bağımsızlığı yitirmek, Türk milleti için en büyük felaket olarak görülmüştür. Aynı zamanda Türk devleti ve milleti siyasi istiklal ile birlikte kültür istiklalinin de korunmasına önem vermiştir. Türk tarihinde bu konuyla ilgili pek çok örneğe rastlanmaktadır.

“O gece gökteki yıldızlar titreşip yanıyor. Ötüken’den gelen sert rüzgâr ciğerlere dolup taşıyordu. Kürşad’ın evinde toplantı vardı. Kürşad’la Bögü Alp güvendikleri Türk beylerinden bir kaçını çağırmışlardı… Yedi kişi az ışıklı bir odada büyük bir iş konuşuyorlardı. Her zamanki gibi ciddi idiler. Fakat başladıkları işin ululuğundan habersiz gibi idiler. Kürşad söze başladı:

Türk beyleri! On yıl süren tutsaklık sona erecektir. Otüken’de devlet kuran atalarımızın ruhunu daha çok incitmemek, ıssız kalmış bozkırları daha çok güldürmemek, budunu ünsüz bırakmamak, Türk Tanrısı’nı daha çok öfkelendirmemek için devleti yeniden kuracağız. Devleti diriltmek için de Çin kağanına karşı mücadeleyi başlatacağız. Bögü Alp’le bunu kararlaştırdık. dedi.”

Hüseyin Nihal ATSIZ, Bozkurtların Ölümü, s. 389-390.

Yukarıdaki metin I. Kök Türk Devletinin yıkılmasından sonra Çin esaretine giren Türk milletini yeniden bağımsızlığa kavuşturmak isteyen Kürşat ve arkadaşlarının mücadelesini konu alan bir romandan alınmıştır.

Siz de Kürşat’ın ağzından yeni nesillere iletilmek üzere yaşadıklarını anlatan bir mektup yazınız. Mektupta mücadelenin hangi şartlarda ve hangi amaçla yapıldığını, bağımsızlığın neden önemli olduğunu vurgulayınız.

b. Halk (Millet)

METE’NİN ÇİN İMPARATORU’NA YAZDIĞI MEKTUP
“Tanrı’nın yardımı ve şefaati, subay ve askerlerimin yüksek savaş yeteneği atlarımın gücü ve kuvveti ile bütün Yüeçileri ezdik. Böylece göğün altında (yani dünyada) asayiş ve dirlik kurulmuş oldu. Bundan sonra yirmi altı kavmi daha hâkimiyetim altına aldım. Bunların hepsi Hun oldu. Yay çekebilen bütün kavimler tek bir aile gibi birleştiler. Şimdi kuzeydeki bütün ülkelerde dirlik ve düzeni kurdum. Şimdi silahları bir tarafa koymak, subay ve birliklerimi dinlendirmek, atlarımızı beslemek istiyorum… Çocuklarımız ve gençlerimiz büyüsünler, yaşlılarımız ise huzur içinde yaşasınlar.”
Prof. Dr. Bahaeddin ÖGEL, Dünden Bugüne Türk Kültürünün Gelişme Çağları, s. 65-66.

CENGİZ HAN VE TÜRKLER
Cengiz Han devleti kurduktan sonra hızla ülke sınırlarını genişletirken buradaki nüfus yapısının da değişmesine yol açtı. Bu durumdan rahatsız olan “Tapan” adlı bir Uygur Türk’ü, Cengiz Han’a şunları söyledi: “Siz, insanları öldürüp toprağı boş bırakıyorsunuz. Hâlbuki devlet, insan ve topraktan meydana gelir. İnsansız devlet olmaz!”
Prof. Dr. Bahaeddin ÖGEL, Türk Kültürünün Gelişme Çağları II, s. 28.

TÜRK DEVLETLERİNDE HALK
Hazar kağanı ve idarecileri halkın mülküne el uzatmazdı. Bulgarlar arazilerinden elde ettikleri üründen hükümdara bir şey vermeyebilirdi. Özgür olmak isteyen Çin’deki köleler Asya Hun Devleti’ne sığınmışlardır. MÖ 300’lerde Çin’de köle olarak satılan Hunlar köle isyanını başlatmış ve kendi hükümetlerini beğenmeyen bir Bizanslı, Avrupa Hun Devleti’nde kendi ülkesinden daha hür ve korkusuz yaşadığını ifade etmiştir.
Prof. Dr. İbrahim KAFESOĞLU, Türk Millî Kültürü, s. 224-225 (Özetlenmiştir.).

Yukarıdaki metinler dikkate alındığında Türklerde devlet-halk ilişkisi hakkında neler söylenebilir?

Türklerde devleti yaşatan ve hükümdarı başarılı kılan millettir. Bu yüzden Türk milletinin sahip olduğu değerler Türk kağanları ve devlet adamları tarafından hassasiyetle korunmuştur.

Türk devletlerinde halk sınıflara ayrılmamıştır. Ayrıca fertler özel hukuk, ekonomik ve sosyal hürriyet ile özel mülkiyet hakkına sahip olmuştur. “Halk devlet için değil, devlet halk içindir.” anlayışının benimsendiği Türk devletlerinde hükümdarın en önemli görevlerinden biri, halkın mutluluğunu ve refahını sağlamak ve kendini halka sevdirmektir. Bütün bu özellikler Türk devletlerindeki temel unsurun millet olduğunu göstermektedir.

c.Ülke

“Yerinden ayrılan yedi yıl, yurdundan ayrılan ölünceye değin ağlar.”
(Bir Türkmen Atasözü)

Asya Hun Devleti’nin hükümdarı Mete, tahta çıktığı günlerde komşu Moğol Tunguzların (Tung-hu) vergi olarak istediği birçok şeyi kabul etmiş, onların arazi istekleri üzerine devlet meclisinde yaptığı konuşmada “vatan toprağının kendisine ait bir mülk değil milletin malı ve devletin temeli” olduğunu söylemiş, kimseye arazi vermeye yetkisinin bulunmadığını belirtmiştir.
Prof. Dr. Osman TURAN, Türk Cihan Hâkimiyeti Mefkuresi Tarihi, s. 155, 167 (Düzenlenmiştir.).

Yukarıdaki atasözü ve metne göre Tiirklerin vatan anlayışı ile ilgili neler söylenebilir?

Devletin bir diğer unsuru olan “yurt”, Türklerde devletin sahip olduğu ve halkın üzerinde yaşadığı topraklardır. “Ülke”, “uluş” gibi adlarla da ifade edilen yurt “vatan” kavramı gibi kutsal bir anlam taşımıştır. Türklerde ülke, siyasi bağımsızlıkla birlikte düşünülmüştür. Bu yüzden Türkler, özgür olarak yaşadıkları ve hükümranlık haklarını tam olarak kullandıkları sınırlarla ayrılan topraklar “yurt” olarak nitelendirmişlerdir. Bununla birlikte yurdun sınırları devletin gücüne göre daralıp genişleyebilmektedir.

Türklerde yurt, kağanın korumakla yükümlü olduğu ata yadigârı olarak görülmüştür. Türk hükümdarları vatan toprağını korumayı ve savunmayı kendilerine başlıca görev edinmiş, şartlar ne olursa olsun bu hususta en küçük bir tavize bile yanaşmamışlardır.

ç. Teşkilatlanma

YABANCI GÖZÜYLE TÜRKLER
Çin kronikacısı, büyük küçük bütün savaş vakalarını aynı derece sağlam bir doğrulukla gelecek nesillere devretmiştir. Bundan başka Hun âdetleri, hayat tarzları üzerine faydalı ve tespite değer bulduğu ne varsa onları da toplamıştır. Cemiyetin en küçük birliği olan aileden Hun İmparatorluğu’na varıncaya kadar tam bir nizam ve teşkilat vardır. İmparatorluğun bütünü sağ ve sol taraf olarak ikiye ayrılmış; daha küçük birlikler bu ikisi içinde taksim edilmiştir. Askerî, siyasi her birliğin başında, rütbesi ve salahiyeti tam olarak tayin edilmiş bir şef bulunmaktadır.
L. LIGETI, çev.: Sadrettin KARATAY, Bilinmeyen İç Asya, s. 45-47 (Düzenlenmiştir.).

TÜRKLERDE TEŞKİLATÇILIK
Geniş ülkelere ve birçok kavme birden hükmedebilmek, ancak merkeze bağlı ve iyi işleyen güçlü teşkilatlar sayesinde mümkün olabilmiştir. Türkler, çok iyi işleyen idari ve askerî teşkilatlar kurarak tarih sahnesine çıkmışlar, geniş sahalara ve büyük topluluklara hükmetmişlerdir. Özellikle Oğuz Kağan Destanı’nda da belirtilen boy teşkilatı ile Büyük Hun Hükümdarı Mete’nin askerî ve idari teşkilatı, bütün Türk tarihi boyunca devam etmiş ve devlet kurucularına örnek olmuştur.
Prof. Dr. Salim KOCA, “Eski Türklerde Devlet Geleneği ve Teşkilat”, Türkler Ansiklopedisi, C 2, s. 827.

Metinlere göre Türklerin devlet teşkilatı hakkında neler söylenebilir?

Türklerin devlet teşkilatında gösterdikleri başarılar, medeniyet tarihinde ön plana çıkmalarını sağlamıştır. Devletin millî varlığı koruyan, yaşatan ve geliştiren vazgeçilmez bir kurum olduğu bilincine erken ulaşan Türkler Orta Asya’nın tamamına hâkim büyük devletler kurmuşlardır. Zaman zaman bu bölge dışına da çıkarak yeni devletler meydana getirmişlerdir. Türkler tarihin hiçbir devrinde devletsiz kalmamış ve birçok topluluğa devlet teşkilatlanması konusunda örnek olmuşlardır.

Boylar hâlinde yaşayan Türkler, atlı göçebe kültürünün getirdiği özellikler ve her an düşmanla karşılaşma ihtimalinden dolayı disiplinli ve teşkilatlı olmak zorundadır.

Her boy kendi beyinin başkanlığında sosyal, iktisadi ve idari bir teşkilata sahiptir. Boy beyi, boya ait bölgeleri idare ederek göçlerde boyun düzen ve disiplinini, diğer boylarla ilişkilerini düzenlemekte ve güvenliğini sağlamaktadır.

İdari teşkilatta örnek alınan Mete Han ve oğullarının temsilî resmi

Devleti oluşturan Türk boyları, genellikle kendi isteği ile birleşirdi. Amaç birlik ve beraberliği sağlayarak güven içinde güçlü bir şekilde yaşamaktı. Boyları bir araya getirip birleştiren boy beyi tahta çıkarak kağan olur, daha sonra yeni devletin teşkilatlandırılmasına geçilirdi. Kağanın yakınları ile ona destek veren boy beylerine devletin en önemli görevleri verilirdi. Bu görevlileri idari teşkilatın çekirdeğini oluştururken kendi alt kadrolarını da kurardı. Yeni hükümdarın komşu ülkelerle diplomatik ilişkileri başlatması (elçi göndermek ve kabul etmek, devletlerle ittifaka girmek, anlaşmalar imzalamak vb.) kurulan devletin hukuken tanınmış olması anlamına gelmekteydi.

• Avar, Peçenek, Kuman Türkleri, o zamana kadar devlet kuramamış olan Romenleri ve Balkan Ulahlarını teşkilatlandırarak tarih sahnesine çıkmalarına ön ayak olmuşlardır.

• Türkler, Çin, Afganistan, Belucistan, Hindistan, Rusya, Macaristan ve Bulgaristan gibi ülkelere teşkilatlanma konusunda örnek olmuştur.

Prof. Dr. Bahaeddin ÖGEL, Türk Kültürünün Gelişme Çağları, s. 73-75 (Özetlenmiştir.).

Hakkında Yorgun

Yorgun... Bir tarih öğretmeni... En iyisini bildiğini iddia etmiyor... Öğrenmeye ve bildiğini,bildiği kadarıyla öğretmeye çalışıyor...

İlginizi Çekebilir

Türklerde Ordu

2. Türklerde Ordu • Aşağıdaki görsele ve metinlere göre Türk ordusu hakkında neler söyleyebilirsiniz? • …

Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.