Doğu Blokundan Sonra Avrupa’da Yeni Arayışlar

C. DOĞU BLOKUNDAN SONRA AVRUPA’DA YENİ ARAYIŞLAR

Gorbaçov’un 1985 yılında iktidara gelmesiyle başlayan değişim ve gelişmeler Orta ve Doğu Avrupa’da bulunan SSCB’ye bağlı uydu devletleri de etkiledi ve onları sistem değişikliğine yöneltti.

Zaten daha önce 1953’te Çekoslovakya ve Doğu Almanya, 1956’da Macaristan ve Polonya SSCB hegemonyasına karşı ilk başkaldıran uydular olmuşlardı. Doğu Avrupa’daki bütün uydu devletler bağımsızlıklarını kazanmak için önce kendi ülkelerindeki komünist partilerin kontrollerinden kurtulma yoluna gitmişler ve genellikle demokratik eylemler ve seçimler yoluyla bunu gerçekleştirmişlerdir.

Romanya’da ise demokratikleşmeye karşı direnen Devlet Başkanı Ceausescu (Çavuşesku), halkın yönetime karşı ayaklanması sonucu görevinden uzaklaştırılmıştır.

1990’da birçok Doğu Bloku ülkesinde halktan da gelen değişim talepleri sonucunda komünist partilerde değişimler yaşanırken, bazıları da kendilerini fesh etme yoluna gitti ve bu ülkelerde çok partili hayata geçildi.

Doğu Blokunu oluşturan devletlerde meydana gelen sistem değişikliği ile çoğulcu demokrasi ve pazar ekonomisine geçiş hareketleri, onları bağlı bulundukları Bloktan kopmaya ve bağımsızlığa doğru götürdü. Doğu Bloku dağılırken, önce COMECON, sonra da Varşova Paktı’na son verildi (1991).

Doğu Blokunun yıkılması, Soğuk Savaşın sona ermesine neden oldu. Bu da, 1990’lı yılların başlarında dünyada yeni bir durumun ortaya çıkmasına, aynı zamanda güç dengelerinde yeni gelişmelere ve yapılaşmalara yol açtı. SSCB’nin dağılmasıyla bağımsızlığını kazanan devletlerden bazıları BDT’yi kurarken Doğu Blokuna dâhil bir çok ülke de NATO’ya ve AB’ye üye oldu.

1.    İki Almanya’dan Tek Devlete

II. Dünya Savaşı’nın sonunda SSCB uydusu olarak kurulan Demokratik Almanya ile Batı Blokuna dâhil olan Federal Almanya’nın birleştirilmesi, Soğuk Savaş Döneminin en önemli sorunlarından biri olmuştu.

1989’da Demokratik Almanya’nın kendi vatandaşlarına ülkeden çıkış vizesi vermesi üzerine on binlerce kişinin Batılı ülkelerin büyükelçiliklerine sığınarak iltica talebinde bulunması, uluslararası bir sorun hâline geldi. Batılı devletlerin bu sorunun çözümü konusunda Demokratik Almanya’ya ve SSCB’ye baskısı ile birlikte Demokratik Almanya’daki özgürlük isteyen halk hareketleri sonunda 9 Kasımda Berlin Duvarı geçişlere açıldı. İki Almanya arasında gezi ve göç serbestliği başladı. İki kutuplu dünyanın sembollerinden biri olan Berlin Duvarı 14 Ocak 1990’dan sonra yıkılmaya başlandı. Federal Almanya Başbakanı Helmut Kohl’ün iki Almanya’nın birleşmesiyle ilgili olarak, önce sıkı bir iş birliğini sonra da aşamalı şekilde birliği öngören planını SSCB’nin de kabul etmesiyle 3 Ekim 1990’da iki Almanya resmen birleşti. İki Almanya’nın birleşmesini sağlayan anlaşmaya göre Almanya tam egemenliğe sahip olacak, NATO’ya girebilecek ve Sovyet askerleri 3 veya 4 yıl içinde Almanya’dan geri çekilecekti.

SSCB dağılınca onun yerine Rusya, ordusunun Berlin’de kalan son bölümünü 31 Ağustos 1994’te, Batılı müttefikler de askerlerini 9 Eylül 1994’te geri çekti.

2.    Avrupa Ekonomik Topluluğundan (AET) Avrupa Birliğine (AB)

Daha önceki bilgilerinizden yola çıkarak AET’nin kuruluş amacını ve hangi aşamalar sonucunda kurulduğunu belirtiniz.

1957’de imzalanan Roma Antlaşması ile Avrupa Ekonomik Topluluğu adını alan Birlik önce malların gümrük vergisi ödenmeksizin üye ülkeler arasında serbestçe alınıp satılmasını amaçlıyordu. Topluluk ülkeleri arasında gümrük vergileri, planlandığı gibi 1 Temmuz 1968’de kaldırılmıştı. Ancak Roma Antlaşması’nda nihai hedef sadece ekonomik değil ortak tarım, ulaştırma, rekabet gibi diğer birçok alanda ortak politikalar oluşturulması, ekonomik ve parasal birlik kurulması, ortak bir dış politika ve güvenlik politikası oluşturulmasıydı. Özellikle tarım ve ticaret politikaları olmak üzere ortak politikalar 60’ların sonunda belirli bir düzene oturmuştu. Bu başarı sonucunda birliğe katılımlar devam ederken 1972’de üye sayısı altıdan dokuza çıkmıştı. 1973 ve 1979’daki iki petrol krizi, üye devletlerin birbirlerine karşılıklı destek vermelerini sağladı.

7 Şubat 1992’de imzalanan ve Kasım 1993’te yürürlüğe giren Maastricht Antlaşması ile Avrupa Topluluğu, Avrupa Birliği adını aldı. 1995 ve 2004 yılında Birliğe yeni üyelerin katılımı ve üyeler arasındaki ekonomik farklılıklar yeni yapısal programların uygulanmasını zorunlu kıldı.

Günümüzde AB’ye üye ülkeler arasındaki kalkınmışlık farklarını ortadan kaldırmak için kurulan fonlarla ülkelere ekonomik yardım yapılmaktadır. Aday ülkelerin AB ekonomik normlarına uygun hâle gelebilmesi için de destek sağlanmaktadır. Üye ülkeler Avrupa Parlamentosu ve Konseyindeki temsilcileri vasıtasıyla Avrupa’nın geleceğine yönelik karar alma sürecine katılmaktadırlar. Ulusal ajanslar yoluyla üye ülkeler arasında eğitim alanında iş birliği sağlanmakta ve ortak Avrupa kültürü oluşturulmaya çalışılmaktadır. Avrupa Birliği şu anda yirmi yedi bağımsız devletten oluşmaktadır.

Aşağıdaki tabloda AET’den AB’ye geçiş sürecinde imzalanan anlaşmalardan iki tanesi verilmiştir. Süreçle ilgili diğer anlaşmaları tespit edip içeriklerini tabloya yazınız.

Avrupa Birliği’nin kronolojisi ve genişlemesi ilgili antlaşmalar
Antlaşmanın adı Yürürlüğe girdiği tarih Antlaşmanın içeriği
Paris Antlaşması 1952 Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu kuruldu.
  1958  
Maastricht Antlaşması 1993 Avrupa Topluluğu, Avrupa Birliği adını aldı.
  1999  
  2003  
  2007  

 

a. Maastricht Kriterleri

Hollanda’nın Maastricht kentinde imzalanan Avrupa Birliği Antlaşması’nda (Maastricht Antlaşması), Ekonomik ve Parasal Birliğin (EPB) aşamaları, bu aşamalarda izlenecek ekonomik ve parasal politikalarla bu politikaların uygulanması için gerekli kurumsal değişiklikler ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Bu düzenlemeler çerçevesinde, EPB’nin gerçekleştirilmesi doğrultusunda, üye ülke ekonomileri arasındaki farklılıkların giderilebilmesi için, “Maastricht Kriterleri” olarak adlandırılan yakınlaşma kriterleri tespit edilmiş ve bunlara uyulmaması durumunda uygulanacak yaptırımlar belirlenmiştir.

Söz konusu kriterler şunlardır:

  • Üyelerin yıllık ortalama enflasyon oranı, en düşük yıllık enflasyona sahip üç üye devletin enfasyon ortalamasını en fazla 1,5 puan geçebilir.
  • Üye devletlerin bütçe açığı oranı, gayri safi yurt içi hasılalasının (bir ülke sınırları içerisinde belli bir zaman içinde, üretilen tüm mal ve hizmetlerin para birimi cinsinden değeri) % 3’ünü aşmaması gerekir.
  • Üye devletlerin kamu borcunun, gayri safi yurt içi hasılalarının °% 60’ını geçmemesi gerekir.
  • Her üye devletin uzun vadeli faiz oranı, en düşük orana sahip üç üye devletin faiz oranını en fazla 2 puan aşabilir.
  • Üye devletlerin ulusal paraları, Avrupa Döviz Kuru mekanizmasının izin verdiği normal dalgalanma sınırları içinde kalmalıdır.

Aşağıdaki tabloda bazı AB ülkelerinin Maastricht Kriterlerine göre 2007 yılındaki durumu görülmektedir. Aday ülke olan Türkiye’nin kriterlere uyum açısından konumunu değerlendiriniz?

Ülkeler Enflasyon (%) Uzun Dönem Faiz Oranı (%) Borçlanma Gereği (%) Toplam Borç Stoku*
İngiltere 2,3 5,1 -2,9 43,8
İsveç 1,7 4,2 3,5 40,6
Fransa 1,6 4,3 -2,7 64,2
Almanya 2,3 4,2 0,0 65,0
İtalya 2,0 4,5 -1,9 104,0
Türkiye 8,8 18,3 -1,2 38,8
* milyar dolar                                                                                             www.dpt.gov.tr

 

b. Kopenhag Kriterleri

22 Haziran 1993 tarihinde yapılan Kopenhag Zirvesi’nde Avrupa Konseyi, Avrupa Birliğinin genişlemesinin Merkezî Doğu Avrupa Devletlerini kapsayacağını kabul etmiş ve aynı zamanda adaylık için başvuruda bulunan ülkelerin tam üyeliğe kabul edilmeden önce karşılaması gereken kriterleri de belirtmiştir.

Bu kriterlere göre aday ülkeler; demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan hakları, azınlık hakları ve işleyen bir piyasa ekonomisi alanlarında belirli bir seviyeye gelmiş olmalıdırlar. AB, bu kriterlere uygun gördüğü birçok Doğu Avrupa ülkesini özellikle 2004 yılından sonra tam üyeliğe almıştır.

Aşağıdaki AB genişleme süreci haritasından yararlanarak verilen tarihlerde AB’ye katılan ülkelerin isimlerini araştırarak bir tarih şeridi hazırlayınız.

AB Genişleme Süreci Haritası

c. AB ve Dünya

Doğu Blokunun yıkılıp yeni bağımsız devletlerin ortaya çıkmasıyla güçler dengesinde büyük değişiklikler oldu. Bu durum, uluslararası ilişkileri ve dünyanın yeniden yapılanmasını önemli ölçüde etkiledi. Avrupa’da ortaya çıkan siyasi boşluğu doldurmak adına AB’nin önemi daha da artmıştır. Zamanla büyük bir ekonomik güç hâline gelen AB, uluslararası problemleri çözme konusunda yeterli performansı gösterememiştir. Bunun başlıca sebebi üye devletler arasında farklı siyasi, ekonomik çıkarların söz konusu olmasıdır. Bu durum üye devletlerin birlikte hareket etme olasılığını kısıtlamaktadır.

2 Ağustos 1990’da Irak’ın Kuveyt’i işgaliyle başlayan kriz ve savaş boyunca, başta İngiltere ve Fransa olmak üzere üye ülkeler, kendi iç politik kaygıları ve millî çıkarları doğrultusunda politika takip etmişlerdir. Bu dönemde, Topluluk ülkeleri arasında sürekli görüş ayrılıkları çıkmış ve tek ortak eylemleri denizden kuşatma operasyonlarını yürütmekle sınırlı kalmıştır. 1991’den itibaren Yugoslavya Federasyonu’nun dağılmasıyla baş gösteren Hırvatistan ve Bosna’daki savaşlarda AB arabuluculuk yapmak ve insani yardım göndermenin ötesinde etkin olmamıştır.

3. NATO’nun Avrupa’da Genişlemesi

Doğu Blokunun yıkılmasından sonra kendi başlarına hareket etme özgürlüklerine kavuşan Doğu Avrupa ülkeleri güvenlik arayışı içine girmişlerdir. Bu ülkeler NATO’ya girerek güvenlik sorunlarını çözmekle beraber ABD ve Batılı ülkelerle siyasi ve ekonomik bağlarını güçlendirmeyi amaçlamışlardır. Bu ülkelerin NATO’ya üyeliği Avrupa’nın tarihî bölünmüşlüğünün üstesinden gelmek için büyük bir adım olarak da kabul edilmiştir. Bu amaçla Ocak 1999’da ilan edilen “Barış İçin Ortaklık (BİO)” (PFP-The Partner Ship for Peace) adıyla bir ortaklık programı uygulamaya konularak NATO ile yakınlaşmaları ve farklı tarihlerde üye olma imkânı sağlanmıştır.

Nisan 2008’de Bükreş’te yapılan NATO Zirvesi’nde,

Rusya’nın bütün karşı çıkmalarına rağmen, Ukrayna ve Gürcistan’ın ileride NATO’ya tam üye olacakları karar altına alınmıştır. Ayrıca Arnavutluk ve Hırvatistan 2009’da üye olma hakkı kazanırken Makedonya, Yunanistan tarafından veto edilmiştir. Kıbrıs Rum Yönetimi de katılım için başvuru yapmış fakat Türkiye tarafından veto edilmiştir.

Aşağıdaki haritadan yararlanarak NATO’nun genişleme sürecini gösteren tarih şeridi hazırlayınız.

Yıllara Göre NATO'ya Katılım

Hakkında Yorgun

Yorgun
Yorgun... Bir tarih öğretmeni... En iyisini bildiğini iddia etmiyor... Öğrenmeye ve bildiğini,bildiği kadarıyla öğretmeye çalışıyor...

İlginizi Çekebilir

Değişen Dünya ve Türk Dış Politikası Türk Dış Politikasının Genel Özellikleri

H. DEĞİŞEN DÜNYA VE TÜRK DIŞ POLİTİKASI TÜRK DIŞ POLİTİKASININ GENEL ÖZELLİKLERİ “En uzakta zannettiğimiz …

Bir Cevap Yazın

Free WordPress Themes