Orta Doğu’da Manda Yönetimlerinin Kurulması

C. ORTA DOĞU’DA MANDA YÖNETİMLERİNİN KURULMASI

Orta Doğu hangi özellikleri ile büyük devletlerin ilgi alanı olmuştur?
Coğrafi konumu, yer altı ve yer üstü zenginlikleriyle önem arz eden Orta Doğu, I. Dünya Savaşı’na kadar, Iran hariç olmak üzere Osmanlı Devleti’nin egemenliğinde bulunmaktaydı. Fakat XIX. yüzyılda Osmanlı Devleti’nin iyice zayıflaması, içte ve dışta birçok meseleyle uğraşmak zorunda kalmasıyla bu bölge, başta İngiltere, Fransa, Rusya, sonra da Almanya ve İtalya’nın etkin olmak için uğraştıkları bir alan hâline geldi. Batı Avrupa devletleri bu mücadeleyi yürütürken aynı zamanda Rusya’nın bölgeye inmesini engellemeye çalıştılar ve bunu başardılar da. Ancak XX. yüzyılın başında İtilaf blokunun kurulması ve Osmanlı’nın bunun karşısındaki blokta yer alıp savaş bitiminde yıkılması Orta Doğu’da bir otorite boşluğuna yol açtı.

GİZLİ ANTLAŞMALARA GÖREI. Dünya Savaşı sırasında 1915’te Arabistan Yarımadası’nı ele geçiren İngiltere Mc Mahon Antlaşması’yla Osmanlı Devleti’ne karşı ayaklanan Mekke Şerifi Hüseyin’i destekleyerek Irak ve Filistin toprakları üzerinde kendisine bağımlı bir Arap devleti kurmayı hedeflemişti. Fransa ise bu plana karşı çıkıp İngiltere’ye baskı yaparak yeni bir antlaşma yapılmasını istedi. Rusya’nın da onayı alınarak 9 Mayıs 1916’da Sykes-Picot Antlaşması imzalandı. Antlaşmaya göre;

  • Rusya’ya; Trabzon, Erzurum, Van ve Bitlis ile Güneydoğu Anadolu’nun bir kısmı,
  • Fransa’ya; Doğu Akdeniz Bölgesi, Adana, Antep, Urfa, Diyarbakır, Musul ile Suriye kıyıları,
  • İngiltere’ye Hayfa ve Akka limanları, Bağdat ile Irak’ın güneyi verilecektir.
  • Fransa ile İngiltere’nin elde ettiği topraklarda Arap devletleri konfederasyonu veya Fransız ve İngiliz denetiminde tek bir Arap devleti kurulacak,
  • skenderun serbest liman olacak,
  • Filistin’de, kutsal yerleşim yeri olması nedeniyle bir uluslararası yönetim kurulacaktır.

Prof. Dr. Tayyar ARI, Geçmişten Günümüze Orta Doğu, s. 139-l4û’tan özetlenmiştir.

I. Dünya Savaşı devam ederken İngiltere, Fransa ve Rusya aralarında yaptıkları gizli anlaşmalarla Orta Doğu’yu paylaştılar. 1917 İhtilali ile savaştan çekilen Rusya, gizli anlaşmaları açıkladı. ABD, savaşa girerken yayınladığı Wilson Prensipleri’ne göre gizli anlaşmaları kabul etmeyeceğini açıkladı. Ayrıca Osmanlı Devleti’nin Türk nüfusunun yoğun olduğu bölgelerinde egemenliğinin devam etmesi, diğer bölgelerinde ise halkların kendi geleceklerini belirlemesi isteniyordu.

Wilson Prensipleri, İngiltere ve Fransa’nın Orta Doğu planlarını bozacak nitelikte maddeler içermekteydi. Bunun üzerine iki devlet, ortak deklarasyon yayınlayarak Orta Doğu ülkelerinde halkların kendi idarelerine dayanan hükûmet ve yönetimler kurabileceklerini bildirdiler.

Osmanlı egemenliğindeki halklar tarafından bağımsızlıklarının kabul edilmesi şeklinde anlaşılan bu deklarasyon, aslında İngiltere ve Fransa’nın zaman kazanmak için ortaya koydukları bir plandan ibaretti. ABD’nin savaş sonrası tekrar yalnızlık politikasına dönmesi, İngiltere ve Fransa’nın Orta Doğu’da serbestçe hareket etmelerine fırsat verdi.

İngiltere Manda yönetimi Millî Mücadele Döneminde Anadolu’da da tartışıldı. Erzurum Kongresi’nde reddedilen manda idaresi Sivas Kongresi’nde kesinlikle reddedilerek ülkeyi işgal eden devletlerle mücadeleye başlandı.

Manda yönetimi Millî Mücadele Döneminde Anadolu’da da tartışıldı. Erzurum Kongresi’nde reddedilen manda idaresi Sivas Kongresi’nde kesinlikle reddedilerek ülkeyi işgal eden devletlerle mücadeleye başlandı.

İngiltere ve Fransa Nisan 1920’de toplanan San Remo Konferansı’nda Orta Doğu’yu kendi aralarına paylaştılar. Buna göre Fransa, Suriye ve Lübnan’ı; İngiltere, Irak, Filistin ve Ürdün’ü aldı. Ayrıca Sevr Anlaşması ile Anadolu’da nüfuz bölgeleri kurarak buraları işgal etmeye başladılar. Bunlar dışında İngiltere daha önceden işgal etmiş olduğu Mısır ve Kıbrıs’ı resmen kendisine bağladı.

Böylece Orta Doğu toprakları, I. Dünya Savaşı sonunda galip devletlerin kontrolü ve egemenliğine girmiş oldu. Ancak Wilson Prensipleri’nden biri de “yenilen devletlerden toprak alınmaması” idi. İtilaf Devletleri bu maddeyi etkisiz kılabilmek için görünüşte bu maddeye paralel gibi duran “manda yönetimi” sistemini ortaya atarak bunu Orta Doğu’da uygulamak için harekete geçtiler.

Aşağıdaki metinlere göre mandacılık sisteminin ortaya çıkışı hakkında neler söyleye­bilirsiniz? Sömürgecilikle mandacılık arasında nasıl bir bağlantı kurulabilir? Açıklayınız.
MANDA REJİMİ   Madde 22Önceden kendilerini yöneten devletlerin hâkimiyetinden kurtulan ve kendi kendini yönetmeye yeterli olmayan halklar tarafından kalınan (yaşanılan) topraklar.Bu halkların iyiliği ve gelişmesi kutsal bir medeniyet görevi oluşturuyor. (…) Bu halkların vesayetinin, bu sorumluluğu daha iyi yerine getirebilecek gelişmiş milletlere verilmesine karar verildi. Gelişmiş devletler bu vesayeti Milletler Cemiyeti adına uygulayacaktır.Mandanın özelliğinin halkın gelişmişlik derecesine, toprağın coğrafi durumuna, iktisadi şartlarına göre farklılaşması gerekiyor:A.Daha önce Osmanlı İmparatorluğu’na ait bazı topluluklar geçici olarak bağımsızlığının tanınabileceği gelişmişlik derecesine ulaşmış­lardır; tabii ki tek başına idare edebilecekleri ana kadar mandanın tavsiye ve yardımlarının idarelerine yön vermesi şartıyla.B.Özellikle Orta Afrika’daki diğer halkların gelişmişlik derecesi, din ve vicdan özgürlüğü­nün sağlanması, engellerin kaldırılması, polis ve savunma dışında yerlilere silah eğitiminin yasaklanması şartıyla, mandacıların orada toprağın idaresini üstüne almasını gerektiriyor.

C. Medeniyetin merkezinden uzaklaşmış, Güney Batı Afrika ya da Pasifik’teki adalar gibi toprakların sadece mandacıların kanunlarıyla, kendi topraklarının bir parçası gibi yönetilmesi daha iyi olacaktır.

Versay Antlaşması’ndan alıntı Prof. Dr. Ömer TURAN, Orta Doğu, s. 111

IRAK MANDASI… 16 Mayıs 1916’da yapılan ve Osmanlı topraklarının İngiltere ile Fransa arasında pay­laşımını öngören Sykes-Picot Antlaşması’na göre Osmanlı toprakları Arap devletleri federas­yonuna ayrılan bölge ve Fransa ile İngiltere’nin nüfuz alanlarına giren bölgeler olarak parçalara ayrılmıştı. Akka-Kerkük hattının kuzeyi Fransız, güneyi ise İngiliz nüfuz alanı olarak kabul edildi. Bu hattın kuzeyinde yer alan Musul, Fransız nüfuz alanında kalmıştı. Ancak 1918 Aralık ayında yapılan bir başka anlaşmayla, İngilte­re’nin savaş sonrası Avrupa’daki düzenleme­lere ilişkin bazı taleplerinden vazgeçmesi ve Musul petrollerinden Fransa’nın da pay alması koşuluyla, Fransız nüfuz alanında bulunan Musul’un İngiliz nüfuz alanına katılması kararlaştırılmıştı. Bundan iki yıl sonra 1920 Nisanında toplanan San Remo Konferansı’yla Irak’ın İngiliz manda yönetimine bırakılması sonucu Musul petrol alanları Fransa’nın da pay alması koşuluyla resmen bu ülkenin denetimine girmiştir. Böylece İngiltere, I. Dünya Savaşı sonunda Irak petrol alanları üzerinde tam bir denetim üstünlüğüne sahip olmuştur.Prof. Dr. Tayyar ARI, Geçmişten Günümüze Orta Doğu, s. 145-146’dan düzenlenmiştir.

1.Orta Doğu’da Büyük Devletlerin Durumu ve Politikaları

Osmanlı egemenliğinde sorunsuz yaşayan bölge halkı, İngiltere ve Fransa gibi sömürgeci devletlerin sözlerine inanarak bağımsızlıklarının verilmesini bekledi. Ancak vaatlerini yerine getirmeyen büyük devletlerin izledikleri politikalar, bölgede yeni bir siyasi harita ve statü ortaya çıkardı. Bu durum günümüze kadar süren sorunların çıkmasında etkili oldu.

Orta Doğu'da manda yönetimlerinin sınırları

a. İngiltere ve Orta Doğu

İngiltere’nin Uzak Doğu’daki sömürgelerine ulaşmada en kısa yol olan Orta Doğu, 1869’da Süveyş Kanalı’nın açılması ve XIX. yüzyılın sonlarında bölgede önemli petrol rezervlerinin bulunmasıyla daha da önem kazandı. Almanya’nın Osmanlı Devleti’yle yakın ilişkiler kurarak Hicaz Demiryolları projesiyle de bölgede üstünlük sağlaması İngiltere’yi tedirgin etti. II. Abdülhamit döneminde İslamcılık politikası ve tehlike olarak görülen Şerif Hüseyin’in İstanbul’da tutulmasıyla milliyetçiliğe bağlı ayaklanmaların bu bölgede görülmesi engellenmeye çalışıldı. Ancak Ittihat ve Terakki yönetimi ile bu politikanın terk edilmesi ve Şerif Hüseyin’in bölgeye gönderilmesi İngilizlere istenen fırsatı verdi. Böylece İngilizlerin kışkırtmaları sonucunda Orta Doğu’da yerel liderler devlete karşı ayaklanmaya başladılar. Özellikle I. Dünya Savaşı sırasında İngilizlerin bu bölgeye gönderdiği ajanlarla bu ayaklanmalar daha da arttı ve Türklere karşı bazı bölge liderleri İngiltere’nin yanında yer aldı.

I. Dünya Savaşı’ndan sonra daha da güçlenen İngiltere, Orta Doğu’dan aldığı en büyük payla bölgenin hâkim gücü oldu.Böylece İngiltere, Libya sınırından Hayfa’ya kadar uzanan bütün Akdeniz kıyısını egemenliğine aldı. İngiltere, bölgedeki bu çıkarlarını sürdürecek bir politika izlerken bölge halkı da İngiliz egemenliğinden kurtulmanın yollarını aramaya başladı.

  • Arabistan Yarımadası
Aşağıdaki metinlere göre Ingiltere ve Şerif Hüseyin’in bölge üzerindeki beklentileri nelerdir?ŞERİF HÜSEYİN – Mc MAHON MEKTUPLAŞMASI Şerif Hüseyin’in İngiltere’ye önerdiği 6 maddelik anlaşma metninden (14 Temmuz 1915):

A.            İngiltere kuzeyde Mersin, Adana ve üzerinde bulunduğu 37. paraleli, Birecik, Urfa, Mardin, Midyat, Cizre, Ahmediye hattı (İran sınırına kadar), doğuda İran sınırı ve Basra Körfezi, güneyde (Aden mevcut pozisyonu saklı kalmak üzere) Hint Okyanusu, batıda Kızıldeniz ve Akdeniz (Mersin’e kadar) sınırlarıyla çevrili Arap ülkelerinin bağımsızlığını kabul eder ve İslam Arap halifesinin ilanını onaylar.

B.            Şerif Hüseyin hükümeti, İngiltere’nin Arap ülkelerindeki bütün ekonomik teşebbüslerde öncelik sahibi olacağını kabul eder.

Mc Mahon’un mektubunda İngiltere adına verdiği garantilerden bazıları (24 Ekim 1915):

“Mersin ve İskenderun bölgeleriyle Suriye’nin Şam’ın batısına düşen kısmının tümüyle Arap olduğu söylenemez, dolayısıyla talep edilen sınırların dışında bırakılmalıdır.

1. Yukarıdaki değişiklikleri göz önünde tutarak İngiltere, Mekke Şerifi tarafından talep edilen sınırlar içerisindeki bütün bölgelerde Arapların bağımsızlıklarını tanımaya ve desteklemeye hazırdır. (…)

3. Durum el verdiğinde İngiltere, Araplara değişik bölgelerde, en uygun şekillerde devletlerinin kurulması için yardımcı olacak, tavsiyede bulunacaktır. (…)

5. Bağdat ve Basra vilayetleri konusuna gelince; bu yerlerin dış saldırılara karşı güvenliklerinin sağlanması, bölge halkının refahının geliştirilmesi ve karşılıklı ekonomik çıkarlarımızın güvenliği için Araplar, İngiltere’nin bu bölgelerde mevcut pozisyon ve çıkarlarının gerektirdiği özel idari düzen­lemeleri tanıyacaklardır.” (…)

Prof. Dr. Tayyar ARI, Orta Doğu, s. 135’ten yararlanılmıştır.

I. Dünya Savaşı sırasında yanında yer alan yerel liderlere İngiltere’nin bağımsızlık vaadi üzerine Hicaz Emiri Şerif Hüseyin kendini “Arap Ülkeleri Kralı” ilan etti. Ancak Itilaf devletleri onu sadece Hicaz Kralı olarak tanıdı. Şerif Hüseyin, oğullarını Irak ve Ürdün’e kral tayin etti ve 5 Mart 1924’te halifeliğini ilan ederek bölgedeki konumunu güçlendirdi. Başlangıçtan beri bölge liderliği konusunda rekabet eden Necd Emiri Abdülaziz İbni Suud, Şerif Hüseyin’e savaş açtı. Galip gelen İbni Suud kendini Hicaz ve Necd Kralı ilan etti. İngiltere’nin 1927’de tanıdığı bu krallık 1932’de “Suudi Arabistan Krallığı” adını aldı.

Suudi Krallığı’nın 1936’da Amerikan şirketi Aramco’ya petrol ayrıcalığı vermesiyle ABD bölgeye girmiş oldu.

İngiltere’nin Arap Yarımadası’nda uğraştığı bir diğer bölge Yemen’di. Yemenliler, İngilizlerin I. Dünya Savaşı’nda işgal ettikleri Yemen topraklarını geri alabilmek için mücadeleye başladılar. Karışıklıktan faydalanarak Kızıldeniz’e sokulmaya çalışan İtalya’nın olaya müdâhil olarak Yemenlilere yardım etmesi üzerine İngiltere 1934’te Yemen’in bağımsızlığını tanımak zorunda kaldı. Ancak bölgede İngiltere’nin Yemen ve İtalya ile olan mücadelesi devam etti.

  • Irak

İngiltere sömürge yollarını Akdeniz’den Basra Körfezi’ne kadar birleştiren Irak topraklarına tam olarak egemen olmak istiyordu. Mondros Ateşkes Antlaşması imzalandığında Irak, Musul dışında İngiliz kontrolüne bırakıldı San Remo Konferansında zengin petrol yataklarına sahip olan Musul da İngiltere’ye verildi. Irak’ta kendi politikalarına uygun bir yönetim oluşturmak isteyen İngiltere, 1921’de Hicaz Kralı Şerif Hüseyin’in oğlu Faysal’ı Irak krallığına getirdi. Bu durumu kabul etmeyen Iraklıların başlattığı bağımsızlık mücadelesi sonucu İngiltere, Irak’a bazı tavizler verdi. 30 Haziran 1930’da yapılan antlaşma ile Irak, bağımsızlığını kazandı. Bu antlaşmaya göre: Dış politikada iki devlet birbirine danışacak, Irak saldırıya uğrarsa İngiltere yardım edecek ve Irak ordusunu eğitecekti. 1938’de Irak yönetimi İngiliz yanlısı olan Başbakan Nuri Sait Paşa’nın eline geçti. Böylece İngiltere, II. Dünya Savaşı öncesinde Irak üzerindeki egemenliğini sürdürmüş oldu.

  • Ürdün

Sınırları ve yönetim biçimi İngiltere’nin isteğine göre Milletler Cemiyetinin kararıyla belirlenen Ürdün 1922’de İngiltere’nin mandası olarak kuruldu. Başına Hicaz Kralı Şerif Hüseyin’in oğlu Abdullah’ın getirildiği manda yönetimi doğrudan Filistin’deki İngiliz komiserine bağlıydı. Ürdün, bağımsızlığına 1946’da kavuştu.

  • Filistin

San Remo Konferansı’nda İngiliz mandasına bırakılan yerlerden biri de Filistin’di. İngiltere’nin Filistin’de “Yahudi yurdu” kurma çalışmaları, Wilson Prensipleri’ne uygun olarak ABD tarafından desteklendi. Günümüze kadar karışıklıkların devam ettiği Filistin’deki diğer gelişmeler gelecek ünitelerde işlenecektir.

  • Mısır

1882’de Mısır’ı işgal eden İngiltere, Osmanlı Devleti’nin savaşa girmesiyle de 1914’te topraklarına kattığını açıklamıştı.

İngiltere’nin Mısır’ı işgaliyle başlayan milliyetçilik hareketleri Wilson Prensipleri’nin yayınlanmasıyla gelişerek Mısır’da bağımsızlık ümidini güçlendirdi. Mısır milliyetçilerinin çıkardığı ayaklanmalar sonunda İngiltere, 1922’de Mısır’ın bağımsızlığını tanımak zorunda kaldı. Ancak İngiltere, Süveyş Kanalı ve Mısır’daki yabancıların haklarını korumayı üzerine aldı. Böylece Mısır’daki egemenliğini dolaylı olarak sürdürdü.

Mısır halkı, İngiltere’nin Süveyş Kanalı koruyuculuğundan vazgeçmesi ve Mısır’daki askerlerini çekmesi konusunda baskı yaptı. Bu esnada İtalya’nın Habeşistan’ı (1936) işgal ederek Nil’in kaynaklarına egemen olması ve İtalya’nın Almanya ile Orta Doğu’da bağımsızlık isteyen milletleri kışkırtarak yardım etmesi İngiltere’nin Mısır politikasında değişikliğe gitmesine sebep oldu. Bu gelişmeler İngiltere’yi Mısır ile anlaşma ve ittifak yapmaya zorladı. Buna göre: İngiltere, Mısır’dan çekilirken sömürge yolu üzerindeki Süveyş Kanalı’nda sürekli asker bulundurma hakkı elde etti. Ayrıca İngiltere, saldırı hâlinde Mısır’ı koruyacaktı. Böylece İngiltere, Mısır’daki nüfuzunu korumuş oldu.

b. Fransa ve Orta Doğu

Osmanlı Devleti’nin yıkılmasıyla Orta Doğu’da söz sahibi olmak isteyen devletlerden birisi de Fransa’ydı.

San Remo Konferansı’nda Fransa’nın payına Suriye ve Lübnan düşmüştü. Ayrıca Sevr Antlaşması ile Güney Doğu Anadolu’yu, diğer İtilaf devletleriyle birlikte, Boğazları ve İstanbul’u işgal etmişti. Fransa’nın amacı, aldığı yerleri korumak hatta daha da genişletmekti.

Suriye’nin çeşitli bölgelerinden temsilcilerin oluşturduğu Suriye Ulusal Kongresi, Mart 1920’de merkezi Şam olmak üzere Lübnan ve Filistin topraklarını da içine alan Suriye Krallığı’nı kurdu. Başına Kral Faysal’ın getirildiği bu devlet, San Remo Konferansı’nda tanınmadı. Filistin bu devletten alınarak İngiltere’ye, Lübnan ve Suriye ise Fransa mandası altına verildi. Suriye’yi işgal eden Fransa, Kral Faysal’ı tahttan indirerek bölgeyi sıkı askerî denetimi altına aldı. Lübnan’ı, topraklarını iki kat artırarak Suriye’den ayırdı. Fransa’nın Suriye’yi eyaletlere ayırarak federal bir düzen kurması, Arapların tepkisini daha da artırdı.

Anadolu’da işgal ettiği yerlerde Türk kuvvetlerine karşı direnemeyen Fransa, Ankara Antlaşması’yla Güney Doğu Anadolu’yu boşaltarak bütün dikkatini Suriye’ye yöneltti. Kuvvet yoluyla buralarda tutunamayacağını anlayınca 1926’da Lübnan’a, 1930’da da Suriye’ye bağımsızlıklarını verdi. Ancak her iki devletin de anayasasında Fransız mandasının devamını sağlayan maddeler vardı.

Italya’nın Habeşistan’ı işgali ve Akdeniz’de tehlikeli olması, Almanya’nın Orta Doğu’da İngiltere ve Fransa aleyhine girişimlerinden sonra Fransa 1936’da Lübnan ve Suriye ile ittifak anlaşması yaptı ancak Fransa parlemontesu anlaşmaları onaylamadı. Fransa, Suriye ve Lübnan’dan 1946’da tamamen çekildi.

Mondros Ateşkesi’nden sonra İskenderun Sancağı (Hatay) Fransızlar tarafından işgal edilmişti. Türkiye ile Fransa arasında imzalanan Ankara Antlaşması’yla (20 Ekim 1921) İskenderun Sancağı, Fransa mandasında olan Suriye sınırları içinde yer almıştı. Fransa, anlaşma gereği İskenderun’da özel bir yönetim kurdu. Resmî para olarak Türk parasının kullanılması kabul edildi. Millî kültürün korunmasında halka her türlü kolaylığın sağlanması kararlaştırıldı.

Hakkında Yorgun

Yorgun... Bir tarih öğretmeni... En iyisini bildiğini iddia etmiyor... Öğrenmeye ve bildiğini,bildiği kadarıyla öğretmeye çalışıyor...

İlginizi Çekebilir

Uzak Doğu’da Yeni Bir Güç: Japonya

D. UZAK DOĞU’DA YENİ BİR GÜÇ: JAPONYA XIX. yüzyılın ikinci yarısına kadar derebeylik (feodal) düzenin …