Uzak Doğu’da Yeni Bir Güç: Japonya


UZAK DOĞU’DA YENİ BİR GÜÇ: JAPONYA

 

  1. Birinci Dünya Savaşı Öncesi Japonya

 

Meiji Restorasyonu ve Japonya’da Modernleşme Çalışmaları

 

16.yüzyıldan itibaren Japonya üzerinde çok derin etkiler bırakan Avrupalı misyonerler, özellikle Japon­ya’nın güneyinde birçok Japonun inanç değiştirmesine sebep oldular. Şogunluk, (16. yüzyılda Japonya’da ku­rulan askeri diktatörlük) Hıristiyanlığın, beraberinde getirdiği ateşli silahlar kadar tehlikeli olabileceğini fark etti. Sonunda Hıristiyanlık yasaklandı ve Togukava Şogunluğu, Nagasaki Limanındaki küçük Dejima adası içinde yaşayan az sayıda Hollandalı tüccar, Nagasaki’de yaşayan Çinliler ve arasıra Kore Lee Hanedanlığından gelen resmi elçiler dışında yabancı­ların ülkeye girişini yasakladı. Yaklaşık 250 yıl boyunca Japonya’nın dış dünya ile tek bağlantısı bu insanlardan ibaret kaldı.

 

18.yüzyılın sonlarından itibaren dışarıya açılma yönündeki baskılar giderek arttı. 1853 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin dört gemilik bir filosu Tokyo Körfezi’ne demir attı. 1854 yılında aynı ziyareti gerçek­leştiren Amerikan filosu bu ikinci ziyaretinde, bu kez iki ülke arasında bir dostluk anlaşmasına imza attı. Bunu Rusya, İngiltere ve Hollanda iz­ledi. Bu gelişmeler, Japonya’nın dışa kapalı döneminin bittiğinin ha­bercisiydi. Dört yıl sonra dostluk anlaşmasını ticaret anlaşmaları izledi. Aynı dönemde bu devletlerin arasına Fransa da katıldı.

 

Yapılan ikili anlaşmalar feodal dönemin de sonunu getirdi. Ülke önce kargaşaya sürüklendi. 10 yıl kadar süren kargaşanın ardından Tokugava Şogunluğu tarihe karışırken, 1868 tarihi itibariyle Meiji Resto­rasyonu dönemi başladı. Hâkimiyet İmparatora geçti.

 

Meiji dönemi Japonya’nın modern tarihinin de baş­lamasını haber verir. Bu dönemde Japonya, Batinin yüzyıllar içinde kurduğu modern sanayileri, bürokratik ve politik kurumları, kısacası modern bir toplumu 20-30 yılda yaratıverdi. Başkent, Kyoto’dan, bir önceki başkent olan Edo’ya taşındı. Ancak adı, “doğu baş­kenti” anlamına gelen Tokyo olarak değiştirildi. Ülke her bakımdan gelişmeye ve genişlemeye başladı. Ja­ponya’nın modern devlet olarak ortaya çıkmasında Meiji dönemi liderlerinin yabancı kültür kaynaklarını se­çerek alması ve 19. yüzyıl Japonyasinda mevcut şart­ların sağladığı kolaylıklar önemli rol oynamıştır.

 

Meiji Japonyası (Aydın Hükümet Çağı), modernleş­menin merkezi otorite tarafından gerçekleştirildiği bir model olarak gelişmiştir. Etkin ve güçlü bir liderlik etrafında şekillenen Meiji yönetimi, temel üst yapı kurumlarını, ihtiyaçlar doğrultusunda, ya yeniden inşa etmiş ya da eski olanları revize ederek değişen bünyeye sü­ratle adapte etmiştir.

 

Modernleşme, özgür Japonya’yı Batı egemenliğinden koruyabilmek için bir silah olarak kullanılmıştır. “Doğunun ahlâkı, Batının teknolojisi” Japonların sloganı olmuş ve geçen yüzyılda rehber bir ilke haline gelmiştir

 

Japonların başarısı öncelikle toplumsal yenilenme üzerine temellenmiştir. Japonya, Batı tarz ve modelini kendi toplum yapısına uyarlamış, bunları kopya etmeden kendi toplumsal bünyesine uygun hale getirmiştir.

 

Bu gelişme ve genişleme, gerektiğinde savaş anlamına da geliyordu. 1894 – 1895 yıllarında Çin ile yapılan savaşı Japonya kazandı ve Tayvan’ı ele geçirdi. Japonya 1904 – 1905 yıllarında Rusya ile yapılan savaşı da kazandı Güney Sahalin’i eline geçirdi. Aynı yıl Kore’nin yönetimini aldı ve 1910’da bu ülkeyi topraklarına kattı. Bundan iki yıl sonra da imparator Meiji öldü.

 

Bundan sonraki dönemde ülke büyümesini sürdürmekle birlikte ekonomik durgunluklar, siyasi çalkantılar ülkeyi kargaşaya sürükledi.

 

1914 yılında, Batılı devletlerarasındaki çekişmelerden yararlanmak isteyen Japonya Almanya’nın Uzak Doğu sömürgelerini ele geçirmek için Birinci Dünya Savaşı’na girdi. Üç ay içerisinde de bu amacını gerçekleştirdi.

 

Egemen güçler arasındaki çekişmeler, ülkeyi İkinci Dünya Savaşı’nın tam ortasına taşıdı. 1945 Ağustosu’nda İmparatorun emriyle halk silahlarını bıraktı, ülke teslim oldu. Ülke altı yıl kadar müttefiklerin kontrolünde kaldı. Bu dönemde ülkenin ekonomik ve toplumsal yapısını değiştirecek, reform nitelikli bir dizi yapılanmaya gidildi. Tarım alanları yeniden paylaştırıldı. “Zaibatsu” denilen aile şirketleri dağıtıldı. İşçilere ve kadınlara çe­şitli haklar tanındı, 1947’de liberal bir anayasa ilan edildi. 1951 San Francisco Barış Antlaşması ile Japonya, dış ilişkiler kurma hakkını yeniden kazandı. Bu tarihten itibaren yaklaşık 15 yılda ülke yeniden uluslararası rekabet gücüne ulaştı. 1964 Tokyo Olimpiyatları ülkenin uluslararası camiaya kabul edilişinin ve ülkenin yeniden ayağa kalkmasının tescili niteliğindeydi. Bütün dünyayı etkileyen sosyal olaylar, Japonya’da kurumların geliştirilmesi sonucunu doğurdu. Bundan sonraki dönemin en önemli olayları ise 1972’de Okinava’nın Amerikan yönetiminden tekrar Japonya’ya geçmesi ve Çin ile bir uzlaş­maya varılmasıdır. Bu tarihten sonra Japonya özellikle uluslar­arası ekonomik ve mali piyasaların baş aktörlerinden biri haline geldi.

 

Birinci Çin – Japon Savaşı (1894 – 1895)

Japonya’nın, kendi güvenlik alanı içinde gördüğü ve stratejik hedef olarak seçtiği, o yıllarda Çin’e vergi ba­ğımlısı olan fakat Rusların çok yakın ilgi gösterdiği Kore Krallığı yüzünden, 1894 Ağustos’unda Çin – Japon Savaşı patlak verdi.

 

Bu savaş karada ve denizde Japonların başarılarıyla dolu bir savaş oldu. Japon orduları Güney Mançurya’yı işgal ettikleri gibi, Çin’in kuzey eyaletlerine bile girmişlerdi. Donanması da Yalu Deniz Savaşı’nı ve Veihai Deniz Savaşı’nı kazanmıştı. Bu son savaşta Çin donanmasına ko­muta eden amiral; Saygon ve Hongkong’da Osman Paşa’ya çok yakınlık gösteren ve hatta Türk gemisi Ertuğrul’a 200 ton kadar kömür gönderen Çin amiraliydi. Ertuğrul’un Japonya’ya gittiğini öğrendiği zaman bulunan ve Çin’e de davet eden bu onurlu amiral, Japonlara yenilmeyi ve teslim olmayı kendisine yedirememiş ve intihar etmiştir.

 

Savaşın galibi Japon Donanması Şandong Yarımadasındaki Veihai’yi aldıktan sonra, güneyde de Formoza Adasını (bugünkü Tayvan) işgal etti. Art arda gelen bu kayıplar karşısında savaşı başlatan Çin, ABD’nin aracılığıyla barışı isteyen taraf oldu.

 

Barış antlaşması, 1895 Nisanında Japonya’nın, daha sonraları İs­tanbul’la kardeş şehir ilan edilen Şimonoseki Limanı’nda yapıldı ve si­yasî tarihe de bu kentin ismiyle geçti.

 

Şimonoseki Antlaşması’yla;

  1. •   Çin, Kore’nin bağımsızlığını kabul etti ve bu topraklarla her türlü ilişkisini kesti. Kore’nin bağımsızlığının kabulü, Japonya’nın burayı ele geçirmesi için önemli bir aşama olmuştur.
  2. Çin, Formoza Adasını, onun yakınlarındaki Pescadores (Penghu) Adalarını ve Bohai Körfezinde de üzerinde Dairen ile Port Arthur gibi iki stratejik değeri yüksek limanın bulunduğu Liaodong Yarımadasını Japonya’ya terk etti.

Japonya, Liaodong Yarımadasına sahip olmakla, tarihinde yaklaşık 10 asır sonra ikinci kez Asya kıta­sına ayak basmış oluyordu.

 

  1. Çin, 8 yılda ödenmek üzere Japonya’ya 750 milyon frank savaş tazminatı verecek ve bu tazminat ta­mamen ödeninceye kadar da tazminatın teminatı olarak Veihai bölgesi Japonya’nın elinde kalacaktı.

Japonya; Şandong ve Liaodong yarımadalarını elde tutmakla Peaili Körfezini tamamen kontrol altına almış oluyordu.

 

Batılı Devletlerin Müdahalesi

Amerika Birleşik Devletleri’nin arabuluculuğuyla yapılan Şimonoseki Antlaşması’na en fazla tepki gösteren Batılı ülke Rusya olmuştu. Bu antlaşmayla Japonya’nın elde ettiği kazançlar, Rusya’nın Mançurya ve Kuzey Çin üzerindeki emellerini altüst edecek durumdaydı.

 

Japonya’nın, özellikle Liaodong Yarımadasına yerleşmesinden Rusya oldukça rahatsız olmuştu. Çünkü bu yarımadayı, Mançurya’yı ele geçirmek için ilk hedef olarak düşünen Rusya, Mançurya ile Kuzey Çin’i ken­disinin doğal yayılma alanı olarak görmekteydi. Bu emellerini gerçekleştirmek için de 1891 yılında Trans-Sibirya Demiryolu’nu yapmaya başlayarak, Baykal Gölü’nü Vladivostok’a bağlamak ve bunun bir kolunu da Pekin’e uzatmak istiyordu.

 

Rusya’nın niyetini anlayan ve bunu kendi çıkarları açısından değerlendiren Almanya, Rusya’nın yanında yer aldı. Çünkü Almanya, Avrupa’da muhtemel bir Fransız – Rus ittifakından çekindiği için, Rusya’nın Uzak Doğu’da meşgul olmasını kendi çıkarları açısından daha uygun buluyordu. Rusya’yı Uzak Doğu’da desteklerse, bu yardımın Avrupa’daki Alman – Rus ilişkilerine de olumlu katkılar sağlayacağını düşünmekteydi. Bu dü­şüncelerle Kayzer II. Wilhelm, 26 Nisan 1895 tarihinde Rus çarına yazdığı mektupta şöyle diyordu:

 

“Gelecekte Rusya’ya düşecek büyük görev, uygarlığı desteklemek ve sarı ırkın güçlü saldırısına karşı Av­rupa’yı savunmak olacaktır. Bu görevin yapılmasında ben, gücümün yettiği ölçüde sizin yanınızda olacağım.

 

Kayzer II. Wilhelm, Rusya’yı Avrupa’dan uzaklaştırmak için onu Uzak Doğu’ya yöneltmeye çalışırken, diğer bir yaklaşımla Japonya’nın karşısına güçlü bir tehdidi sürerken; bir bakıma Osmanlı İmparatorluğu’nun üze­rindeki Rus tehdit ve tehlikesinin azalmasına da hizmet ediyordu. Bir bakıma da, Osmanlı İmparatorluğu ile Japonya İmparatorluğu ortak bir tehdide karşı doğal olarak müttefik haline geliyordu. Bu durum iki impara­torluk arasında siyasal yakınlaşmanın da bir nedenini oluşturuyordu.

 

Almanya’nın bu tutumu karşısında Fransa da müttefikini yalnız bırakmamak için Rusya’nın yanında yer aldı. İngiltere ise bu işe karışmak istemedi. Çünkü Japonya’nın Liaodong Yarımadasına girerek, Rusya’nın Mançurya’daki yayılmasına engel oluşturması, İngiltere’nin bölgedeki çıkarları açısından uygun görülüyordu.

 

Bu durumda, Rusya, Almanya ve Fransa 23 Nisan 1895’te Japon hükümetine verdikleri ayrı ayrı nota­larda, bu devletin Liaodong Yarımadasına ve Mançurya’ya ayak basmasının, Kore’nin bağımsızlığı ve bölgede kurulmasını arzu ettikleri devamlı barış için bir tehlike teşkil ettiğini bildirerek, Liaodong Yarımadasından çe­kilmesini istediler. Hatta Almanya, verdiği notada daha da ileri giderek, Japonya’nın “üç büyük devletle bir mü­cadeleyi düşünmeyeceği” ümidini belirtmek suretiyle üstü kapalı tehditlerde de bulundu.

 

Japonya, çok taraflı olarak yapılan bu ağır tehdit ve baskılara karşı koyamadı ve 1895 Kasım’ında Çin’le yaptığı ikinci bir antlaşmayla Liaodong Yarımadasını Çin’e geri vererek, Asya kıtasından tarihinde ikinci kez geri çekilmek zorunda kaldı. Bu gelişme, Kore ve Mançurya meselesinde kendisinin en fazla çatışacağı ülkenin Rusya olacağını gösterdi.

 

Batılı devletler Japonya’yı Asya kıtasından uzaklaştırmakla, Çin üzerindeki ağır bir tehdidi de etkisiz kıl­mışlar ve bu anlamda Çin’e çok değerli bir yardımda bulunmuşlardı. Fakat bu yardımın karşılığını çok daha pahalı bir şekilde ödetmekte de gecikmeyeceklerdi. Her devlet kendi çıkarı için Çin’den tavizler koparma ya­rışına girişmiştir. Bu yarışa “Çin’de Tavizler Savaşı” (Break of China) adı verilmiştir.

 

 

 

 

Rus – Japon Savaşı (1904 -1905)

Nedenleri

  1. Rusya’nın Uzak Doğu’da yayılmacı bir siyaset izlemesi ve Japonya’nın Rusya’yı bu politikasından vaz­geçirmek istemesi
  2. Rusya ile Japonya’nın Kore ve Mançurya üzerinde nüfuz kurmak istemeleri

 

Japonya ile Rusya arasında yapılan antlaşma gereği Rusya’nın Mançurya’dan askeri kuvvetlerini geri çek­mesi gerekiyordu. Ancak Rusya antlaşmaya uymayarak Mançurya’dan askeri kuvvetlerini çekmeyince Ja­ponya 8 Şubat 1904’te Lüshun’da bulunan Rus kuvvetlerine saldırdı ve taraflar arasında savaş başladı. Japonya Ocak 1905’te Lüshun’u alarak Rusya’nın kara kuvvetlerini ve Mayıs 1905’te Baltık Denizi’ne ulaşa­rak Rusya’nın filosunu yok etti ve Rusya’yı barışa zorladı.

 

Bu ağır yenilgiler ve gelişen devrimci hareketin ayak sesleri Rusya’yı barış görüşmelerine zorladı. ABD başkanı Theodore Roosevelt 9 Ağustos–5 Eylül 1905 tarihleri arasında New Hampshire’daki Portsmouth’da toplanan barış konferansında arabuluculuk rolünü üstlendi ve taraflar arasında Portsmouth Antlaşması imzalandı.

Buna göre;

  1. Japonya Liaodong Yarımadasını, Lüshun’a giden Güney Mançurya de­miryolunu ve Sahalin Adasının yarısını denetimini elinde tutacak
  2. Rusya, Mançurya’nın kuzeyini nüfuzu altında tutmaya devam edecekti.

 

Bu savaş ile modern çağda ilk defa Asyalı bir devlet Avrupalı bir devleti yenilgiye uğratmıştır.

 

Birinci Dünya Savaşı ve Sonrası Japonya

 

Birinci Dünya Savaşı’nda Japonya (23 Ağustos 1914)

 

Bir ittifak antlaşması ile İngiltere’ye bağlı olan Japonya, Almanya’nın Uzak Doğu’daki sömürgelerini ele ge­çirmek için 23 Ağustos 1914’te savaşa girdi. Japonya’nın savaşa girmesiyle;

  1. Savaş Pasifik Okyanusu’na kaydı.
  2. Uzak Doğu’da sömürge alanlarına el konulan Almanya ekonomik yönden zayıfladı.

Ancak ülkesinde iç karışıklıklar çıkan Japonya, Almanya’nın Uzak Doğu’daki sömürgelerini ele geçirerek hedefine de ulaşmasıyla Kasım 1914’te savaştan çekildi.

 

Birinci Dünya Savaşı’nda üç ay kalan Japonya, savaştan ilk çekilen ülke olmuştur.

 

Japonya’nın Mançurya’yı İşgal Etmesi (1931)

Nedenleri

  1. Japonya’nın gelişen ekonomisi ve sanayisine pazar yeri araması
  2. Çin’in Mançurya’da Japonya’nın etkinliğinden rahatsız olması

 

Mançurya’nın idari ve ekonomik yönetimini elinde bulunduran Japonya, Güney Mançurya demiryolu hat­tının Çinliler tarafından sabote edildiğini söyleyerek bu devletin kuvvetlerini bölgeden çekilmeye zorladı. Japon ordusu, giriştiği askeri harekâtını genişleterek Çin’in bölgedeki etkinliğini sona erdirmek için 18 Kasım 1931 ‘de Mançurya’nın tamamını kontrol altına aldı.

 

Milletler Cemiyeti, Japon ordusunun Çin’deki harekâtını kınadı ve işgalci olarak suçladığı Japon ordusu­nun Çin topraklarını boşaltmasını istedi. Ancak Japonya bu kararından dolayı Milletler Cemiyetine tepki gös­terdi ve üyesi olduğu bu kuruluştan istifa etti.

 

Japonya’nın askeri ve teknik gücüne karşı koyamayan Çin, Mayıs 1933’te imzaladığı bir antlaşma ile Ja­ponya’nın Mançurya’yı işgalini kabul etmek zorunda kaldı.

 

İkinci Çin – Japon Savaşı (1937 -1945)

Nedenleri

  1. Japonya’nın Çin’deki iç karışıklıklardan istifade etmek iste­mesi
  2. Japonya’nın Çin’in ordusunun yayılma siyasetinden rahatsız olması
  3. Çin’in Mançurya’yı Japonya’ya kaptırmasını içine sindirememesi

 

Japonya’nın saldırıları ile başlayan bu savaş, Avrupalı devletle­rin çıkarlarını korumak için Çin’i desteklemelerinden dolayı uzamış ve Japonya’nın 1941 ‘de ABD’nin Hawaii’deki donanma üssü olan Pearl Harbor’a saldırması sonucu İkinci Dünya Savaşı ile birleşmiştir.

 

İkinci Dünya Savaşı’nda Çin’in yanında ABD ile savaşmak zorunda kalan Japonya, Nagasaki ve Hiroşi­ma’ya atom bombalarının atılması ile savaştan çekildi ve Uzak Doğu’da sağladığı avantajlarını kaybetti.

 

Çin – Japon Savaşı’nın Önemi ve Sonuçlan

  1. Japonya, savaş sırasında 2 milyona yakın Çinlinin ölümüne sebep oldu.
  2. Avrupalı devletler Çin’i sömürge alanı durumuna getirdi.

Bu savaşta ilk defa göz yaşartıcı ve hapşırtıcı gaz Japonya tarafından kullanıldı.

Hakkında Yorgun

Yorgun... Bir tarih öğretmeni... En iyisini bildiğini iddia etmiyor... Öğrenmeye ve bildiğini,bildiği kadarıyla öğretmeye çalışıyor...

İlginizi Çekebilir

Uzak Doğu’da Yeni Bir Güç: Japonya

D. UZAK DOĞU’DA YENİ BİR GÜÇ: JAPONYA XIX. yüzyılın ikinci yarısına kadar derebeylik (feodal) düzenin …

Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.