Ana Sayfa / Tarih Kültürü / Tarihi Şahsiyetler / Şeyhülislam / Bayramzâde Zekeriyyâ Efendi

Bayramzâde Zekeriyyâ Efendi

(ö. 1001/1593)

Osmanlı şeyhülislâmı.

920’de (1514) Ankara’da doğdu. Ankaralı Bayram Efendi’nin oğludur. İlk eğitimini Ankara’da aldıktan sonra İstanbul’a giderek Sahn-ı Semân müderrisi Arapzâde Abdülbâki Efendi ve daha sonra Mâlûl Emîr Efendi’ye intisap etti. 950’de (1543) Emîr Efendi ikinci defa Mısır kadısı olduğunda onunla beraber Kahire’ye gitti. Emîr Efendi Anadolu kazaskerliğine getirilince mülâzemetini ondan aldı. İlk görevi Bursa Hamza Bey Medresesi müderrisliğidir. Bursa Kadısı Karaçelebizâde’nin tavsiyesiyle Kanûnî Sultan Süleyman’ın Nahcıvan seferine (1553-1555) katıldı, Halep kışlağında padişahın yakınında bulundu. Ardından 30 akçe ile Bursa Çendik Medresesi, daha sonra 40 akçe ile Kaplıca Medresesi müderrisliğine tayin edildi. 970’te (1562-63) bu görevden ayrılınca boşalan Atik Ali Paşa Medresesi müderrisliğine başvurdu. Kendisiyle birlikte altı aday daha vardı. Şeyh Vefa Camii’nde 20 Cemâziyelevvel 973 (13 Aralık 1565) tarihinde Rumeli ve Anadolu kazaskerleri Hamîd ve Perviz efendiler huzurunda Hidâye’nin “Kitâbü’l-Cinâyât” bahsi okutularak yapılan imtihanı kazandı ve müderrisliğe atandı. Şevval 975’te (Nisan 1568) Üç Şerefeli Medrese pâyesiyle taltif edildi. Zilkade 977’de (Nisan 1570) Sahn-ı Semân müderrisi oldu. Safer 980’de (Haziran-Temmuz 1572) Yavuz Sultan Selim Medresesi’ne nakledildi.

Zekeriyyâ Efendi kadılığa geçince Safer 981’de (Haziran 1573) Halep kadılığına gönderildi. Zilkade 982’de (Şubat-Mart 1575) azledildiyse de iki yıl kadar sonra Bursa kadılığına tayin edildi (Şâban 985/Ekim-Kasım 1577). Bu görevi Rebîülevvel 988 (Nisan-Mayıs 1580) tarihine kadar sürdü. 985’te (1577) İstanbul’da yaptırdığı sayım başşehrin o sıradaki nüfusu ve nüfus yapısı, iktisadî imkânları, dinî, ticarî ve içtimaî durumu hakkında oldukça ayrıntılı bilgiler içermektedir (Arıkan, s. 39-57). Bursa kadılığının ardından İstanbul kadılığına getirildi (Zilhicce 988/Ocak-Şubat 1581). Zilhicce 989’da (Ocak 1582) Anadolu kazaskeri oldu ve iki yıl kadar görevini sürdürdü, Rebîülâhir 991’de (Nisan-Mayıs 1583) emekliye ayrıldı. Bu sırada bir teftiş geçirdiği ve Molla Muhyiddin Efendi’nin müfettiş tayin edildiği eski Diyarbekir kadısına gönderilen hükümden anlaşılmaktadır (BA, MD, hk. nr. 68). 994’te (1586) Şam yoluyla hacca gitti; dönüşünde padişahın huzuruna çıkınca kendisine hil‘at giydirildi. Ardından Şeyhülislâm Abdülkadir Şeyhî Efendi’nin uhdesindeki Süleymaniye dârülhadis müderrisliği kendisine verildi. Beylerbeyi Vak‘ası sırasında (Cemâziyelevvel 997/Mart-Nisan 1589) Rumeli kazaskeri oldu. Zekeriyyâ Efendi’nin, bu vazifede iken nöbet usulüyle mülâzim alınması emredilince liyakatli ve bilgili adayları tayin etmek üzere deftere kaydettiği bilinmektedir. O dönemde vezîriâzam olan Koca Sinan Paşa ile arası pek iyi değildi. Sinan Paşa bir telhisinde Zekeriyyâ Efendi’nin bazı kimseleri araya koyarak kazasker olmak istediğini, böyle bir tayinin isabetli bulunmadığını, fitneye yol açacağını, onun “gerek kendisinin gerek kapısının pâk olmadığını” belirtmişti. Ancak padişahın telhis üzerine yazdığı hattında bu fikre katılmadığı anlaşılmaktadır (Koca Sinan Paşa’nın Telhisleri, s. 228-229). Zekeriyyâ Efendi bir süre sonra azledildi. Bunun sebebi, devlet alacaklarını tahsilde ihmali görülen kadıların hapse atılmasına tepki gösteren ilmiye ricâlinin Fâtih Camii’nde toplanarak huzursuzluğa yol açmaları, bunda da Zekeriyyâ Efendi’nin ihmalinin bulunduğuna hükmedilmesiydi (Şâban 998/Haziran 1590). Fakat bir yıl geçmeden tekrar Rumeli kazaskerliğine getirildi (Receb 999/Mayıs 1591). Ardından yetmiş sekiz yaşında iken, bir şikâyet üzerine olaylı bir şekilde görevinden alınan Bostanzâde Mehmed Efendi’nin yerine şeyhülislâm oldu (27-28 Receb 1000/9-10 Mayıs 1592). Şair Hükmî Efendi buna, “Zekeriyyâ’ya verildi fetvâ” mısraını tarih düşürmüştür.

Şeyhülislâmlığı sırasında Zekeriyyâ Efendi’nin şer‘î ve idarî konularda dikkatli ve basîretli davrandığı belirtilir. Devrin tarihçilerinden Selânikî onun bu yönünü bir örnekle açıklar: Şam beylerbeyi ile kadısı örfî bir vergi yüzünden Şam defterdarını, “Katli icap eder, küfür söyledi” diye şikâyet eder. Bunun üzerine III. Murad durumun şeyhülislâmdan sorulmasını buyurur. Şeyhülislâm, “Tövbe eylemişse katlolunmaz” fetvasını vererek ortalığı yatıştırır (Târih, s. 291). Zekeriyyâ Efendi’nin şeyhülislâmlık görevi âni ölümü sebebiyle fazla uzun sürmedi. Kaynaklara göre bahâriye hil‘atı giydirilmek üzere saraya davet edildiğinde huzura girmek için beklerken Dârüssaâde Ağası Gazanfer Ağa ve Yeniçeri Ağası Mehmed Ağa ile sohbet etmiş, onlara gece rüyasında Hz. Peygamber’i gördüğünü ve yer gösterip kendisini davet ettiğini anlatırken fenalaşarak ölmüştür (11 Şevval 1001/11 Temmuz 1593). Fâtih Camii’nde kılınan cenaze namazından sonra Sultan Selim Camii yakınında Muharrem 1001’de (Ekim 1592) inşa ettirdiği medrese, dârülhadis ve dârülkurrânın yanına defnedildi. Vefatına, “Füc’eten Zekeriyyâ Efendi geçti hemân” ibaresi tarih düşürülmüştür.

Ölümünden sonra oğlu Yahyâ Efendi tarafından düzenlenen 1594 tarihli vakfiyesine göre medrese daha önce yapılan dârülhadis ve dârülkurrânın yanında idi ve geniş bir avlu içerisinde on iki hücre, bir dershaneden oluşmaktaydı. Dârülhadis on üç oda, bir dershane ve dârülkurrâ olarak ayrılan geniş bir odadan ibaretti (Kütükoğlu, s. 216-217). Vakfiyesinde müderris, talebe ve medrese kütüphanesi hâfız-ı kütübü için tahsisatlar, verilecek dersler ve ders usulleri hakkında bilgiler ve şartlar bulunmaktaydı. Birçok tamir geçiren medrese 1914’te yapılan tesbitte harap olduğu için dârülhilâfe kadrosuna alınmamıştı (a.g.e., s. 217). Zekeriyyâ Efendi’nin soyu bir ilmiye ailesi olarak devam etmiş, bu aileden XVII. yüzyılın sonlarına kadar birçok âlim ve şair çıkmıştır. Meşhur şair ve âlim Şeyhülislâm Yahyâ Efendi onun büyük oğludur. Küçük oğlu Şeyhî Lutfullah Efendi, Hoca Sâdeddin Efendi’den mülâzim olup çeşitli medreselerde müderrislik ve yedi defa Filibe kadılığı yapmış, daha sonra Anadolu kazaskerliğine kadar yükselmiştir. Zekeriyyâ Efendi’nin hazırladığı İstanbul tahriri dışında dinî mahiyette eserlerinin bulunduğu tesbit edilmektedir. Sadrüşşerîa’nın Şerĥu’l-viķāye adlı fıkıh kitabına Ĥâşiyetü Ǿalâ Śadri’ş-şerîǾa adıyla bir şerh yazmış (Beyazıt Devlet Ktp., Veliyyüddin Efendi, nr. 1089-1090), meânî ilminden Şerĥu Miftâĥ için Ĥâşiye Ǿalâ Şerĥi’l-Miftâĥ ismiyle bir hâşiye kaleme almıştır (Süleymaniye Ktp., Lâleli, nr. 3650, vr. 41-121). Keşşâf, Telvîĥ, Mevâķıf, Ĥâşiye-i Tecrîd gibi okuduğu kitaplarda notları vardır. Ayrıca bir divanı mevcuttur. Bu çalışmaları dolayısıyla “Şârihu’l-Hidâye ve’l-Miftâh, Muhaşşî-i Sadrüşşerîa” lakaplarıyla anılmıştır.

Hakkında Yorgun

Yorgun
Yorgun... Bir tarih öğretmeni... En iyisini bildiğini iddia etmiyor... Öğrenmeye ve bildiğini,bildiği kadarıyla öğretmeye çalışıyor...

Bir Cevap Yazın