Ana Sayfa / Haberler / Tarih Haberleri / Başkanlık ve “kuvvetler ayrılığı” prensibi

Başkanlık ve “kuvvetler ayrılığı” prensibi

Osmanlı asırlarında Kanuni Sultan Süleyman dönemi…

Hüsrev Paşa, o tarihte Mısır Beylerbeyi’dir. Her zamanki gibi, Mısır Eyaleti’nin vergilerini toplayıp İstanbul›a gönderir. O yıl gelen verginin geçen yıllardan daha fazla olduğunu gören padişah, durumu araştırmak için müfettişler görevlendirir:

“Bakın ki, bu paralar ahaliye baskı yapılarak mı toplanmıştır?” 

Müfettişler Mısır’a gidip aylarca araştırır, soruştururlar; nihayet vergi artışının zorlamayla değil, yeni sulama kanallarının açılması sonucu sulanan arazinin fazla ürün vermesiyle sağlandığına kani olurlar ve kanaatlerini Padişah’a arz ederler. 

Buna rağmen Kanuni,Mısır’dan gelen vergi fazlasını yol, liman, sulama kanalı inşaatlarında kullanılmak üzere Mısır’a iade eder. Hassas yüreği buna rağmen tatmin olmamış olacak ki, Hüsrev Paşa’Mısır Beylerbeyliği görevinden alır, yerine Hadîm (hizmetkâr anlamında) Süleyman Paşa’yı tayin eder.

Bu olayda da görüldüğü gibi, Kanuni Sultan Süleyman, milletini devletine ezdirmeyen bir hükümdardı. Padişahların bile keyfi hareket edememesi için, meşhur “Kanunnâme”sinde, ilk kez “görev-yetki” tanımlaması yapmıştı. Ve koyduğu kurallara öncelikle de kendisi uymuştu.

Aşağıdaki olay bunun delilidir…

Muhteşem Süleyman, ihtişamın zirvesinde bulunduğu günlerden Kâğıthane civarında ava çıkar. Dolaşırken, Bizans döneminden kalma su yollarına tesadüf eder. Bunların onarılarak kullanılabileceğini düşünür. 

Bu işlerde son derece deneyimli olan Rum mühendis Nikola’yı eski su yollarını tamir etmekle görevlendirir. Kendi kesesinden bir miktar da para verir.

Nikola amele ve ustalar tutup bölgede çalışmaya koyulur. Bunu duyan Vezir-i Âzam (başbakan) Damat Rüstem Paşa’nın tepesi atar. Padişah’ın kendi görev alanına tecavüz ettiğini düşünür ve Nikola’yı zindana attırır.

Bir süre sonra Padişah, çalışmaların ne durumda olduğunu görmeye gider. Ne görsün: Kazma dahi vurulmamıştır…

Talimatının Rum mühendis Nikola tarafından göz ardı edildiğini düşünüp soruşturma açtırır. Anlaşılır ki, Nikola hapistedir. 

Kanuni Sultan Süleyman, Vezir-i Âzam Rüstem Paşa’yı çağırtıp sorar:

“Su yolcu zimmînin hapsine bais nedur?” (Su yolları yapan gayrimüslimi neden hapsettin?)

Rüstem Paşa’nın, dünya hukuk tarihine geçmeye lâyık cevabını bugünkü dile çevirelim: “Hünkârım! Benim haberim olmadan sen böyle işlere kalkışamazsın ve devletin başına keyfî kararlarınla masraf kapıları açamazsın. Bu işi hükümet araştırır ve eğer icap ederse suyu hükümet getirir. Seninle temasına mâni olmak için mühendisi hapse ben attırdım.”

Bu cevap, demokrasilerin temelini teşkil eden “kuvvetler ayrılığı prensibi”nin Osmanlı Devleti’ne, daha ortada demokrasinin “D”si yokken, hâkim olduğunu gösteren bir anlayışı simgeliyor. 

Bu ağır cevap karşısında Muhteşem Süleyman ne yaptı dersiniz?

Okul kitaplarında sık sık anlatıldığı gibi, “mutlakirade”siyle yerinden fırlayıp, “Padişah hükmüne karşı gelmenin cezası ölümdür; tiz Sadrazam’ın boynu vurula!..” mı dedi?.. Hayır!

“Seni azlittüm! Bütün emvalini [malını-mülkünü] hazineye irad kaydittüm. Var Allah’tan bul!” diyerek sürgüne mi gönderdi?

Yine hayır… Vezir-i Âzam’ına hak verdi, salâhiyetini aştığını kabul edip âdeta özür diledi: “Benimvezirim, münasip olanı yapasun!”

Başkanlık sistemi böyle bir tablo çıkarır mı dersiniz?

Yavuz Bahadıroğlu

Hakkında Yorgun

Yorgun
Yorgun... Bir tarih öğretmeni... En iyisini bildiğini iddia etmiyor... Öğrenmeye ve bildiğini,bildiği kadarıyla öğretmeye çalışıyor...

İlginizi Çekebilir

28 Şubat’ın bir alçaklığı daha!

28 Şubat döneminde işlenmiş bir kültür cinayeti yıllar sonra öğrenildi ve 1909’a kadar Sultan Abdülhamid’in …

Bir Cevap Yazın

Free WordPress Themes